‘AHBAP Derneği’ dolayımıyla Türkiye’de sivil toplumun kırılganlığı
“Sivil toplum kavramı bir kara kutuya benziyor.İçinde herkes görmek istediği şeyi görebiliyor”
15 Temmuz’da, FETÖ darbe girişimini anma günlerinde,“Ahbap Derneği” ve Haluk Levent etrafında, medyaya (sosyal ve internet medyası) yansıyan tartışmalar, devletten bağımsız ve meşru sivil toplumun sınırlarını kimin belirleyeceği sorusunu yeniden gündeme taşımıştır. Belirli bir kişi ve dernek üzerinden başlayan tartışma, zamanla iktidar yanlıları ile muhalif kesimler arasındaki siyasal gerilimi aşarak, iktidar karşıtı ve seküler kesimlerle topyekûn bir hesaplaşma eksenine kaymıştır.
Seküler ve muhafazakâr kesimler arasında, özellikle kamuoyunda ve medyada, karşılıklı yürütülen yaftalayıcı ve ötekileştirici ithamlar, zamanla daha geniş bir kimlik ve temsil mücadelesine dönüşmüştür. Sivil toplum alanında, sürekli yeniden üretilen bu bölünmüşlüğün, tarihsel ve sosyolojik bir arka planı bulunmaktadır.
Sivil Toplumun Tarihsel Arka planı
Genelde, Ortadoğu Arap-Müslüman toplumlarda, özelde de, Türkiye gibi, hem laik, hem Müslüman ülkede, sivil toplum; güçlü devlet geleneği, din ve demokrasi arasındaki tarihsel gerilimler nedeniyle Batı toplumlarından farklı bir toplumsal ve siyasal zeminde şekillenmiştir.Osmanlı’dan devralınan merkez-çevre ayrışması ve yukarıdan aşağı modernleştirme süreci, toplumu,laik-seküler ile geleneksel-muhafazakâr olmak üzere iki ana bloğa bölmüştür. Zamanla yapısal bir kimlik siyasetine dönüşen bu fay hattı, sivil toplum alanını bağımsız bir demokratik katılım mecrası olmak yerine, tarafların ideolojik/kültürel çatışma alanına dönüştürmüştür. Laikler de İslamcılar da yıllarca sivil toplumu politik projelerinin aracı olarak kullandılar. Sonuç olarak, bu çatışma, devlet-toplum-birey ilişkilerindeki demokratikleşmeyi sekteye uğratmış ve sivil toplumu zayıflatmıştır.
Oysa Batıda, sivil toplum, devlet-toplum ve birey arasındaki ilişkileri analiz etmenin bir aracıdır. Kavram, ‘kent adabına’ veya ‘kentsel değerler’ manzumesinin varlığına işaret eder. Sivil toplumdaki “sivil” kökü, şehir hayatının beraberinde getirdiği hakları ve yükümlülükleri kapsar. Batı toplum tarihinde önemli aşamaya denk gelen sivil toplum, örtük olarak, ‘yurttaşlığa’ ve ‘insan haklarına’ gönderimde bulunur.
Hem ‘dini yapıların’ hem de ‘laik-modern örgütlerin’devlet (onu temsilen)siyasal iktidarla ve birbirleriyle olan etkileşimi kritik bir önem taşır. Sivil aktörlerin, ülkemizde olduğu gibi, gerek siyasal iktidarla, gerekse kendi aralarındaki etkileşimi, demokrasinin niteliğini ve gelişmişliğini doğrudan belirlemiştir.
Merkez-Çevre Gerilimi ve Sivil Toplum
Cumhuriyetin kurucu kadrosu, reformlar aracılığıyla modern ve seküler bir toplum inşa etmeyi hedeflemiş; tek parti döneminde dini, kamusal alanın dışında tutulması gereken bir unsur olarak değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, Batı’nın evrensel ve bilimsel birikiminden........
