menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Motorun sonu mu? Mekanik uygarlıktan biyolojik uygarlığa doğru

18 0
16.05.2026

Bugün teknoloji yarışının merkezinde çoğu zaman görünmeyen bir savaş var. Akıllı telefonlardan elektrikli otomobillere, insansı robotlardan savunma sanayine kadar uzanan bu yarışın temelinde nadir toprak elementleri bulunuyor. Neodimyum, disprosyum, terbiyum gibi elementler güçlü mıknatısların üretiminde kullanılıyor. Bu mıknatıslar da elektrik motorlarının kalbi haline geliyor. Özellikle robotik sistemlerdeki küçük servo motorlar, eklem mekanizmaları ve hassas hareket sistemleri bu teknolojiye bağımlı durumda.

Fakat mesele yalnızca mühendislik değil. Aynı zamanda jeopolitik. Çünkü bu kaynakların büyük kısmı belirli coğrafyalarda yoğunlaşıyor. Bu durum enerji savaşlarının yeni bir versiyonunu doğuruyor. Petrolün yerini artık veri merkezleri, çipler, bataryalar ve nadir toprak elementleri alıyor. Teknolojik ilerleme söylemiyle sunulan süreç aslında küresel güç mücadelesinin yeni bir boyutuna dönüşüyor.

Belki beni bu düşüncelerim nedeniyle fazla karamsar bulanlar olacaktır. Oysa mesele teknolojiye karşı olmak değil. Tam tersine, 1992 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Bilişim Anabilim Dalını kurduğumuzdan beri üzerinde çalıştığım, insanlığın teknolojik gelişim çizgisinin hangi yöne evirileceğini ve bunun toplum ve birey üzerindeki etkilerini sorgulamak. Çünkü bazen bir teknolojiyi sonsuza kadar geliştiremeyiz. Çünkü bir noktada sistem kendi sınırına ulaşır ve yeni bir paradigma gerekir.

Bence bugün elektrik motorları, nadir toprak elementleri ve mikro ölçekli mekanik sistemler konusunda tam da böyle bir eşiğe yaklaşıyoruz.

19. yüzyılın sonlarında New York şehri büyük bir krizle karşı karşıyaydı. Şehirde ulaşım tamamen atlı arabalarla sağlanıyordu. Nüfus arttıkça daha fazla ata ihtiyaç duyuluyor, bu da sokaklarda ciddi bir at gübresi problemine yol açıyordu. Dönemin bazı gazetelerinde geleceğin şehirlerinin metrelerce gübre altında kalacağına dair karamsar senaryolar yer alıyordu. İnsanlar sorunu daha hızlı atlar, daha dayanıklı at arabaları ya da daha verimli ahırlar geliştirerek çözmeye çalışıyordu.

Ama çözüm başka yerden geldi.

Otomobil ortaya çıktı ve bütün denklem değişti. Atlar neredeyse biri anda ortadan yok oldu

Bugün benzer bir teknolojik sıkışmayı elektrik motorlarında yaşama ihtimalimizin oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum. Elbette elektrik motoru teknolojisi olağanüstü bir mühendislik başarısıdır. Mikro ölçekte çalışan motorlar, güçlü mıknatıs sistemleri, hassas robotik eklemler ve batarya teknolojileri şimdiki modern dünyanın temelini oluşturuyor. Üniversiteler, şirketler ve devletler bu alana milyarlarca dolarlık AR-GE yatırımı yapıyor.

Fakat burada temel bir problem var.

Bu sistemin merkezinde nadir toprak elementleri bulunuyor. Bu durum teknoloji yarışını yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir meseleye dönüştürüyor. Daha küçük ve daha fazla sayıda motor üretmek için daha fazla kaynak gerekiyor. Daha fazla kaynak ise daha fazla rekabet, daha fazla bağımlılık ve daha fazla çatışma anlamına geliyor. Bir anlamda insanlık farkında olmadan kendisini yeni bir teknolojik çıkmazın içine........

© 12punto