Bahçeli neden 15 Temmuz'u hatırladı?!
Yılbaşını “Firavun” Netanyahu ile kutlayan Trump, “Yeni yıl için verdiğiniz bir karar var mı?” sorusunu, “Evet var. Barış. Dünyada barış.” diye cevapladı.
İki gün sonra İran’ı, ekonomik kriz nedeniyle başlayan eylemlere müdahale ettiği takdirde “üslerini vurmakla” tehdit etti. Bu tehditlerde Mossad ve PKK’nın İran kolu olan PJAK da Trump’ı yalnız bırakmadı. Bundan bir gün sonra da Trump’ın dünyada eşi benzeri görülmemiş haydutluğuna, eşkıyalığına tanık olduk; Venezuela Devlet Başkanı Maduro ile eşini yatakta nasıl derdest edip ABD’ye getirdiğini görüntüler eşliğinde, film anlatır gibi anlattı.
AKP ve ortağı MHP’nin bu haydutluk karşısındaki tavrına gelmeden önce iki ismin tepkisini aktaralım.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Maduro’ya eleştirilerini saklı tutmakla birlikte, bir devlet başkanının askeri operasyonla evinden alınmasının, uluslararası hukukun ihlali olduğunu ve ABD’nin bu hamlesinin küresel siyasette tehlikeli bir emsal oluşturabileceğini belirterek, “Bu kapının ABD tarafından açılması çok tehlikeli gelişmelere yol açacaktır.” uyarısında bulundu.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise BM Şartı’nın ihlâl edildiğini vurgulayıp, “Venezuela’nın kaderinin dış güçler tarafından değil, Venezuela halkı tarafından tayin edilmesi gerektiğini” bildirdi. Babacan iktidara da “Türkiye bu konuda ilkeli ve tutarlı tavır sergilemeli, her koşulda uluslararası hukuku savunmalıdır.” çağrısında bulundu.
Niye mi bu iki isim? Çünkü ABD’nin Irak’ın işgâlini öngören, ama milletin ve milletvekillerinin direnmesi sonucu yeterli oyu alamayan 1 Mart tezkeresinin en büyük savunucuları olmuşlardı. Dönemin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olan Babacan, ABD ile 8.5 milyar dolarlık kredi anlaşmasının pazarlıklarını yürütmüş, bu arada yapılan anlaşmaya, “Türkiye tek taraflı olarak kuzey Irak’a asker göndermeyecek” şartının konduğu ortaya çıkmıştı.
Dönemin Başbakanı Abdullah Gül’e gelince; 1991’de ilk Körfez Savaşı başladığında Refah Partisi temsilcisi olarak TBMM’de yaptığı konuşmalarda şunları anlatıyordu:
“Bu savaşın, Amerika’nın önderliğinde ve egemenliğinde, dünyada yeni bir düzen kurma imkanı sağlamak için nasıl tezgahlandığını tüm dünya gördü...Herhalde, bu savaşın gerçek sebeplerini en iyi açıklayan, Amerikan Kongresindeki Azınlıklar Komitesi lideri Robert Dole oldu. Aynen şöyle söylüyor; ‘We are in the Middle East for three letters; Oil. That is why in the Gulf’. Yani adam, ‘biz üç harf (o, i, l) için Ortadoğu’dayız, yoksa demokrasi için, şunu bunu kurtarmak için değil’ diyor. Aynı şekilde, savaşın başladığı ve Bağdat’a binlerce ton bombanın yağdırıldığı ilk günün, ilk saatlerinde yine Amerikan Kongresi’nin önemli adamlarından Les Apsin, savaşın hedefe ulaştığını şu üç şeyle hatırlatıyordu: 1- İsrail’in güvenliğinin sağlandığını, 2- Petrol bölgelerinin hakimiyetinin ele geçirildiğini, 3- Amerika’nın, tek büyük güç olarak dünyaya gücünü ispatladığını söylüyordu.”
“32’nci ile 36’ncı paralel nedir?.. Var mıdır böyle bir Birleşmiş Milletler kararı?... Yoktur böyle bir şey. Olan şey sadece şudur; Amerikan, İngiliz ve Fransız üçlüsünün, bu bölgeyi bölmek, bu bölgedeki petrol hakimiyetini devam ettirmek, İsrail’in güvenliğini temin edebilmek için bu bölgeye baskı kullanmaktır.”
“Hepimiz kaygıyla takip ediyoruz ki, yarın bu, Irak’ı, Sudan’ı, Yemen’i de, hatta hatta İran'ı da içine alır mı?... Bu tabii, çok daha tehlikeli bir gelişmedir. Ekonomik açıdan ise Türkiye ne yazık ki, çok kötü şartlarda yakalanmıştır, ekonomik bağımsızlığını adeta kaybetmiş bir ülke olarak yakalanmıştır. Belki de Türkiye’nin, bazı şeylere, ‘hayır, öyle değil şöyle olsun’ diyememesinin altında bu da yatabilir.”
Devr-i iktidarlarında bunlar ayniyle vaki oldu. Saddam, Kurban Bayramı’nın birinci günü asıldı... Kaddafi linç edilerek öldürüldü... Suriye parça pincik edildi... Sudan ve Yemen’in hali ortada.
Dakika bir;........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin