menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kocatepe'den bugüne: 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın ardından…

6 0
yesterday

“Tekmil cephede taarruz başlamıştır. Muvaffakiyet Allah’tandır!”

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Ağustos 1922 sabahı cepheden gönderdiği bu telgraf, taarruzun başladığını haber veren, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin ilanıdır.

Dört gün sonra kazanılan 30 Ağustos Zaferi; Mustafa Kemal Atatürk gibi bir askerî dehanın ve fedakâr bir milletin azim ve kararlılığının eseridir.

Aradan 104 yıl sonra, Kocatepe’den gelen taarruz emrini alan Gazi Meclis’ten, Türkiye’nin geleceğinin etnik kimlikler, bölgesel statüler ve dış destekli projeler üzerinden tartışıldığı bugünkü Meclis’e nasıl gelindi?

Irak’ın işgali, Suriye’nin savaş sonrası parçalanması, etnik ve mezhepsel yapıların siyasi aktörlere dönüştürülmesi, sınırların yeniden tartışmaya açılması ve hemen yanı başımızda, komşumuz İran’a karşı açılan savaş birbirinden bağımsız gelişmeler değildir. Türkiye, maalesef bölgesel dönüşümün artık doğrudan hedefindedir.

Bu ortamda, butlan kararıyla partinin başına gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 26 Ağustos açıklamasındaki şu ifadeler dikkat çekicidir:

“Türkiye, Orta Doğu’da savaşların tarafı değil, barışın kurucu gücü olmalıdır.

Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır.

Yaşasın halkların kardeşliği!

Barış elbette vazgeçilmezdir. Mustafa Kemal Atatürk, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek bu uğurda en güzel sözü zaten söylemiştir.

Kılıçdaroğlu’nun Atatürk’ün koltuğundan Türk milletine verdiği bu son mesaj, ne acıdır ki Mustafa Kemal’in önce Çanakkale’de, sonra Kocatepe’den başlayarak Dumlupınar’da yendiği emperyalizmin bu coğrafyadaki planlarının hizmetindedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisinin Genel Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ortak bir millet anlayışı içinde ifade etmek yerine neden Türkleri, Kürtleri ve Arapları ayrı siyasi özneler olarak sıralamaktadır? Neden “millet” ve “vatandaşlık” yerine “halklar” söylemini üç ayrı dilde öne çıkarır?

Oysa Türk milleti, etnik kökenin değil, Cumhuriyet vatandaşlığının siyasi adıdır.

Etnik kimliklerin statü,........

© 12punto