Kürtçülüğün dayanılmaz hafifliği!
Milan Kundera olmasaydı, bizim gibi mürekkep kokulu işlerle uğraşan tayfanın başlıkları eksik kalırdı, orası muhakkak.
Yazar, bu kavramı, hayatın ve insan tercihlerinin “tekrar edilemez” olması nedeniyle aslında büyük bir ağırlık taşımaması, yani varoluşun bir tür hafiflik ve anlamsızlık duygusu barındırması fikrini anlatmak için kullanmış.
Romanın felsefi arka planında Nietzsche’nin “ebedi dönüş” tartışmaları da var; eğer hayat tek seferlikse, yaptıklarımızın mutlak bir ağırlığı var mıdır, yok mudur?
Cevabını vermek kolay değil.
Ama bu cümle bizim memlekette edebî bağlamından çıkmış, çoktandır ironik ve polemikçi bir kalıp hâline kullanılmakta.
Mesela, bir düşüncenin ciddiyetsizliğini vurgulamak, bir siyasetçinin yalpalamasını eleştirmek, iddialı görünen ama içi boş çıkışları tabiri caiz ise 'ti'ye almak gibi.
Girizgahı böyle yaptıktan sonra gelelim asıl mevzuya.
DEM'in Eş Başkanlarından Tuncer Bakırhan geçenlerde üstü kapalı şekilde, "Anayasa’dan Türklük” kavramı çıkarılsın" buyurmuş.
Demiş ki;
“Türkiye’de yaşayan 85 milyonun tamamı Türk değildir. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Dolayısıyla herkesin tek kimliğe sıkıştırılması temel sorunlardan biridir. Bütün farklılıkları kapsayan bir tanımlama tabii ki iyi olur”
Şöyle bir okunduğunda, tabiatıyla bu masum bir siyasi beyan olarak kıymetlendirilebilir.
Ancak burada asıl meselenin, bu ve benzeri çıkışların kendisinden çok, zihinsel bir anomalinin etrafında örülen ahlaki ve entelektüel üstünlük iddiası olduğunu söyleyelim.
Böylelikle dışı hoş, içi boş cümlelerle hem karşı mahalledekileri fazla ürkütmüyor hem de çakma solcuların, ılık beyinli liberallerin, küreselleşmeci çetelere hizmet eden foncuların filan desteğini almış oluyor.
Ne güzel...
Ama biz, bu cümlelerin siyasi tercümesini şöyle yaparsak daha anlaşılır olacaktır:
"Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkalım, yerine kimlikçiliğin sarmalında sarsaklaşmış İslamcı-Kürtçü bir federasyon kuralım"
Bu sadece basit bir hukuki ya da siyasi tez değil; söz konusu yaklaşım otomatik olarak karşısında; ulus devleti, vatanın birliğini, bütünlüğünü, ayırım gözetmeksizin 85 milyonunun hukuk karşısındaki eşitliğini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını savunan istisnasız herkesi “ayıplanması gereken” bir konuma itmeye çalışıyor.
Bu cümlelerin arkasını, önünü hatta satır aralarını iyi okumak lazım.
Kimlik siyasetinden yana değilsen açık açık "ırkçısın" demiyor da demeye getiriyor.
Şaka gibi ama öyle...
Burada temel bir hile var.
Dilimiz döndüğünce anlatalım.
Atatürk milliyetçiliği, tarihsel olarak etnik saflık fikrine değil, siyasal vatandaşlığa dayanır. “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesi, bir kan........
