menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Geri dönüşü olmayan noktayı geçtik mi?

22 0
21.04.2026

Türkiye’de uzun zamandır göz göre göre artan bir yozlaşma, çürüme var.

Bunların soyut kavramlar olduğunu düşünmeyin; okullarda arka arkaya yaşananlarla; - ister trajedi deyin, ister vahşet -artık ete kemiği bürünmüş vaziyette. 

Cümbür cemaat ne olup bittiğini anlamak için kafa yoruyoruz.

Bu, siyasal İslamcı zihniyetin 2002'den bu yana dindar ve kindar nesil yetiştirme inadının bir sonucudur.

Lami cimi yok, bugün Türkiye'deki şiddet iklimi, iktidarın siyasi tercihiyle ortaya çıkmıştır.

Bu yozlaşma ve çürümenin, yalnızca ekonomik göstergelerde ya da siyasi tartışmalarda değil; toplumun en temel hücresinde, yani ahlaki dokusunda kendini gösterdiğinin altını kalın kalemle çizelim.

Sadece, insanları şiddete özendiren, başı külahlı eli silahlı çakalların birbirine kurşun yağdırdığı, ergenlikten yeni çıkmış botokslu kız çocuklarının esas oğlanla anlamsız anlamsız saatlerce bakıştığı, ağa, aşiret düzeninin kutsandığı mafya dizilerinden söz etmiyorum.

Yurdum insanındaki ahlaki erozyonu anlayabilmek için televizyonların sabah kuşağındaki kadın programlarına bakmak kafi.

Eskiden “ayıp” denilen, “mahrem” sayılan, kapalı kapılar ardında kalması lazım olan ne varsa bugün ekranların parlak ışıkları altında sergilenmekte.

Son yıllarda insanların acıları, kırılganlıkları, aile içi dramları, sağlık sorunları ve hatta en özel sırları bile birer “içerik” haline getirildi.

Tabloyu sadece medya eleştirisiyle geçiştirmeyelim; bu, isabetli bir teşhisle sosyal patolojidir ve mutlaka tedavi edilmesi lazımdır. 

Memlekette gündem değirmeninin taşı çok hızlı.

Çoğu zaman günlerce tartışmamız icap eden meseleleri ya görmüyoruz ya atlıyoruz ya da daha vahimi hiç ciddiye almıyoruz.

Geçenlerde iktidarın yetkisiz ama etkili ortağı MHP'nin Kahramanmaraş Milletvekili Zuhal Karakoç, hazırladığı ve bazı gündüz kuşağı programları ile haber bültenleri de dahil olmak üzere mahremiyeti delen yayınlara yasak ya da ağır para cezaları öngören kanun teklifini Meclis'e sundu.

Taslak uyarınca; kişilerin özel hayatı, aile yaşamı, konut mahremiyeti, sağlık bilgileri ile ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin içeriklerin, açık bir "kamu yararı" bulunmadığı müddetçe yayımlanması yasaklanıyor.

Düzenlemede, yalnızca gündüz kuşağı programları yok, haber bültenleri de var.

Hazırlanan metinde, mahrem bilgilerin reyting, teşhir veya eğlence aracı olarak kullanılmasının engellenmesi planlanıyor.

Eh, şöyle bir bakıldığında buraya kadar pek fena değil gibi!

Yeni kanun teklifi yurdum insanındaki yozlaşmaya, kimsenin önünü alamadığı sosyal çürümeye karşı bir refleks şeklinde düşünülebilir.

“Kamu yararı” ifadesiyle çerçevelenen düzenleme, kişisel hayatın hoyratça teşhir edilmesini engellemeyi hedefliyor.

Burada “Kamu yararı” ifadesine bir kez daha dikkat çekelim.

Kâğıt üzerinde bakıldığında, kulağa makul, mantıklı gibi geliyor. Zira Türkiye’de mahremiyet neredeyse kalmadı. Gündüz kuşağı programları,........

© 12punto