Amerika daha rafine olma şansını Adorno yüzünden kaçırmış olabilir
Neredeyse tüm 19. yüzyıl boyunca Amerikan klasik müzik dünyasına Almanya hâkimdi. Amerikan klasik müzik müzisyenleri, bestekArları ve şefleri eğitim için Almanya’ya gidiyorlardı.
Onların yarattığı müziği çalıp yayan radyoların yöneticileri de çoğunlukla Almanya’dan göç etmiş insanlardı.
Örneğin, piyano klasik parçaları ile dikkatleri çeken William Mason (1829-1908) sadece Schumann ve Chopin’in sentezi olan türde parçalar üretebiliyordu. Tarlalarda çalışan kölelerin söylediği şarkılardan, Küba ve Karayipler ritimlerinden esinlendiğinden ilk gerçek Amerikan klasik müzik ekolünü yaratacağı düşünülen Louis Moreau Gottschalk (1829 New Orleans doğumlu) ilk önce gitmiş olduğu Paris’te kabul görmeyince onu beğenen Listz, Chopin ve Berlioz’un etkisi altına girdi. Bambaoula, Le Banaier ve La Savane gibi parçalarının bütün yorumcular tarafından siyahların ve tarlalarda çalışan kölelerin şarkılarından, yani blues’dan esintiler taşıdığı kabul edilen bu ilk özgün Amerikan klasik müzik bestecisi bile Avrupa etkisinden kendisini tam kurtaramadı.
Yaşamının sonuna kadar bir romantik olarak kalan Gottschalk o günlerde “canavar konserler” adı takılan büyük konserler düzenliyordu. Bunlardan bir tanesinde -kaderin cilvesine bakar mısınız- “Morte” adlı parçayı çalarken, piyanonun üstüne yığılıp kaldı.
Öldükten sonra Gottschalk’ın müziğinin gerçek klasik müzik olmadığı ve ciddiye alınmaması gerektiği yolunda eleştiriler yapılmaya başlandı. Kendisini “ciddi” klasik müzikçi olarak gören isimler Amerikan klasik müziği ekolünün gelişiminin daha da fazla Alman etkisi altına girmesini savunuyorlardı.
Yüzyılın son çeyreğinde, Amerikan klasik müzik dünyasında, kendilerine “Boston klasik ekolü” adını veren ve üyelerinin her biri Almanya’da eğitildikten sonra ABD’ye dönmüş olan grubun etkisi hissedilmeye başlandı. Döneminde Amerika’nın en büyük........
