menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye-AB ilişkileri neden çıkmazda?

32 0
17.06.2026

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler uzun süredir ne tam kopuyor ne de gerçek anlamda ilerleyebiliyor.

Bir zamanlar Ankara’nın en büyük stratejik hedeflerinden biri olan tam üyelik süreci bugün fiilen donmuş durumda.

Müzakere başlıkları açılmıyor.

Yeni fasıllar ilerlemiyor.

Siyasi diyalog çoğu zaman krizler üzerinden şekilleniyor.

Ancak ekonomik gerçekler farklı bir hikâye anlatıyor.

AB hâlâ Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı. Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını Avrupa pazarına yapmaktadır.

Türkiye’de faaliyet gösteren binlerce Avrupalı şirket bulunmaktadır.

Avrupa’da ise on binlerce Türk girişimci üretim yapmakta, yatırım yapmakta ve istihdam yaratmaktadır.

Kısacası siyasette mesafe artsa da ekonomide karşılıklı bağımlılık devam etmektedir.

Sorun şu ki dünya değişirken Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin kuralları büyük ölçüde 1995 yılında imzalanan Gümrük Birliği mantığında kaldı.

Oysa bugün yapay zekâdan dijital ticarete, yeşil dönüşümden kritik minerallere kadar bambaşka bir ekonomik çağın içindeyiz.

Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz sorun üyelikten çok ekonomik entegrasyonun güncellenememesidir.

Ancak mesele sadece ekonomi de değildir.

İlişkileri kilitleyen güvenlik, siyaset, kimlik ve güven eksikliği boyutları da var.

Sanayide Ana Engel: Eskiyen Gümrük Birliği

Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği imzalandığında önemli bir başarı hikâyesiydi.

Türk sanayisinin modernleşmesine katkı sağladı.

Kalite standartlarını yükseltti.

Türk şirketlerini küresel rekabete hazırladı.

Otomotivden beyaz eşyaya kadar birçok sektörde Avrupa entegrasyonu Türk sanayisinin dönüşümünü hızlandırdı.

Ancak bugün ciddi eksiklikler ortaya çıkmış durumda.

Çünkü mevcut sistem:

* Hizmet sektörünü kapsamıyor.
* Tarımı kapsamıyor.
* Kamu alımlarını kapsamıyor.
* Dijital ekonomiyi kapsamıyor.
* E-ticareti kapsamıyor.
* Veri ekonomisini kapsamıyor.

Dahası Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının yükünü taşırken aynı avantajlardan otomatik yararlanamıyor.

Örneğin AB bir ülkeyle serbest ticaret anlaşması yaptığında o ülkenin malları Türkiye pazarına girebiliyor.

Ancak Türk malları aynı ülkeye aynı kolaylıkla ulaşamıyor.

Bu asimetrik yapı Türk sanayicisinin yıllardır dile getirdiği temel şikâyetlerden biridir.

Yeşil Mutabakat ve Yeni Rekabet Dönemi

Sanayi açısından ikinci büyük meydan okuma Avrupa Yeşil Mutabakatı’dır.

AB artık yalnızca kaliteli mal istemiyor.

Düşük karbonlu üretim de istiyor.

Karbon Sınır Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında özellikle:

* Çelik
* Çimento
* Alüminyum
* Gübre
* Elektrik
* Kimya

sektörleri yeni maliyetlerle karşı karşıya kalacak.

Sorun çevre standartlarının yükselmesi değildir.

Sorun dönüşümün finansmanıdır.

Türkiye’nin sanayisini karbonsuzlaştırması için önümüzdeki yıllarda yüz milyarlarca dolarlık yatırım gerekecektir.

Eğer bu dönüşüm birlikte yönetilebilirse Türkiye Avrupa’nın yakın üretim merkezi haline gelebilir.

Yönetilemezse rekabet gücü kaybı yaşanabilir.

Tarımda Ana Engel: Potansiyelin Kullanılamaması

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde en ihmal edilen alanlardan biri tarımdır.

Oysa Türkiye Avrupa’nın hemen yanında bulunan en büyük tarımsal üretim merkezlerinden biridir.

Buna rağmen tarım sektörü Gümrük Birliği’nin dışında kalmıştır.

Sonuç........

© 10 Haber