Her Ovaya Ev, Her Zeytinliğe Maden Yapmak Zorunda mıyız?
Ege’de yaşadıkça kalkınma meselesine biraz daha farklı bakmaya başladım.
Zeytinliklerin, bağların, makiliklerin arasından yürüyorsunuz; yamaçlar denize doğru uzanıyor. Birkaç ay sonra aynı yere geldiğinizde yeni bir site yükselmiş. Bir başka yerde maden ruhsatı konuşuluyor. Bir sonraki koyda yeni bir turizm projesi başlıyor.
İnsanın aklına basit ama önemli bir soru geliyor:
Değerini biraz da henüz üzerine bir şey yapmamış olmamızdan alan her toprağı neden mutlaka yapılaşmaya açmak zorundayız?
Ben kalkınmaya karşı değilim. İnsanların eve ihtiyacı var. Köyleri ve kasabaları zamanı durdurarak koruyamayız. İnsanların kendi topraklarında, çevresine, komşusuna ve doğaya zarar vermeden ölçülü biçimde yaşam alanı oluşturmasını da son derece doğal buluyorum.
Madenciliğe de kategorik olarak karşı değilim. Türkiye’nin bakıra, demire, altına, bora ve giderek daha fazla ihtiyaç duyduğumuz kritik minerallere ihtiyacı var.
Benim derdim daha temel.
Bir yerde su zaten yetmiyorsa, kanalizasyon şebekesi tamamlanmamışsa, yazın elektrik sık sık kesiliyorsa, yollar tıkanıyor, park yeri bulunamıyorsa neden aynı yere yüzlerce, bazen binlerce yeni konut yapılmasına izin veriyoruz?
Mevcut nüfusa yetmeyen altyapının üzerine neden sürekli yeni nüfus bindiriyoruz?
Verimli Ovaya Neden Ev Yapıyoruz?
En anlamakta zorlandığım konulardan biri bu.
Türkiye dağdan, yamaçtan, taşlık ve tarımsal değeri düşük araziden yana fakir bir ülke değil.
Elbette bu, her yamacı yapılaşmaya açalım demek değil. Deprem, heyelan, orman yangını, ulaşım ve ekolojik hassasiyet mutlaka dikkate alınmalı. Nerede yapılaşılabileceğini rant veya kolaylık değil, bilim belirlemeli.
Ama jeolojik olarak güvenli, tarımsal değeri düşük alanlar varken neden verimli ovaları betonlaştırıyoruz?
Verimli bir araziye bina yaptığınızda yalnızca birkaç dönüm toprağı kaybetmiyorsunuz.
O toprağın önümüzdeki 50, belki 100 yıl boyunca üretebileceği ürünü de kaybediyorsunuz.
Bir binayı gün gelir yıkabilirsiniz.
Verimli toprağı yeniden yaratmak o kadar kolay değil.
İklim değişikliği, su kıtlığı ve jeopolitik kırılmalar gıda güvenliğini giderek bir tarım meselesi olmaktan çıkarıp stratejik güvenlik meselesine dönüştürüyor. Bu yüzden toprağın değeri de artık yalnızca bugünkü metrekare fiyatıyla ölçülemez.
İmar İzninden Önce Su........
