menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyaya Kendimizi Kim Anlatacak? Türkiye İçin Stratejik İletişimde Yeni Bir Vizyon

32 0
13.07.2026

Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ardından aklımda en çok kalan, imzalanan belgeler ya da liderlerin verdikleri mesajlar olmadı.

Beni asıl düşündüren, dünyanın Türkiye’yi anlamaya çalışırken hâlâ büyük ölçüde başkalarının anlattığı Türkiye’yi dinliyor olmasıydı.

Zirve boyunca onlarca yabancı gazeteciyle konuştum; televizyon yayınlarına katıldım, mülakatlar verdim, düşünce kuruluşlarıyla görüştüm. Karşılaştığım tablo son derece dikkat çekiciydi.

Dünya Türkiye’yi merak ediyor.

Türkiye’nin neden böyle davrandığını anlamaya çalışıyor.

Türkiye’nin gelecekte nasıl bir ülke olacağını öğrenmek istiyor.

Fakat aynı zamanda Türkiye hakkında birbirinden farklı, hatta çoğu zaman birbirini çürüten anlatılar arasında kalıyor.

İşte asıl sorun da burada başlıyor.

Bugün uluslararası rekabet yalnızca askerî güçle, ekonomik büyüklükle ya da teknolojik üstünlükle yürümüyor.

Ülkeler aynı zamanda kendi hikâyelerini anlatma becerileriyle rekabet ediyor.

Yatırımcı önce güvene yatırım yapıyor.

Turist önce ülkenin itibarına geliyor.

Uluslararası medya önce güvenilir muhatap arıyor.

Diplomatik destek ise çoğu zaman haklı olana değil, haklılığını ikna edici biçimde anlatabilene gidiyor.

Türkiye’nin anlatacak güçlü bir hikâyesi var.

Fakat bu hikâye çoğu zaman parçalı anlatılıyor.

Kimi zaman yalnızca güvenlik üzerinden…

Kimi zaman yalnızca ekonomi üzerinden…

Kimi zaman da sadece krizler üzerinden…

Oysa dünya ülkeleri tek tek olayları değil, ülkelerin uzun vadeli yönünü anlamaya çalışıyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele bir iletişim sorunu değildir. Bu, doğrudan doğruya bir devlet kapasitesi ve rekabet gücü meselesidir.

Çünkü yirmi birinci yüzyılda stratejik iletişim, dış politikanın tamamlayıcı bir unsuru değil; millî gücün ayrılmaz bir bileşenidir.

Dünya Türkiye’ye Aslında Ne Soruyor?

Ankara’da yaptığım yayınlarda bana yöneltilen sorular ilk bakışta farklı görünüyordu.

Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu?

Rusya ile ilişkilerinin sınırı nedir?

Suriye’deki nihai hedefi ne?

İsrail’le gerilim nereye evrilecek?

Avrupa Birliği süreci yeniden canlanabilir mi?

Demokrasi ve hukuk alanında yeni reformlar gelecek mi?

Afrika’da ve Orta Asya’da neden bu kadar aktif?

Aslında bütün bu sorular tek bir soruya çıkıyordu:

Türkiye nasıl bir ülke olmak istiyor?

İnsanlar yalnızca ne yaptığımızı değil, neden yaptığımızı anlamaya çalışıyor.

İşte stratejik iletişimin gerçek sınavı da tam burada başlıyor.

Uluslararası siyasette haklı olmak önemlidir.

Ama haklı olduğunuzu anlatamıyorsanız, haklılığınızın etkisi sınırlı kalır.

Güven, Propagandadan Daha Değerlidir

Burada sözünü ettiğim şey propaganda değildir.

Tam tersine…

Uluslararası medya, yatırımcılar ve karar vericiler propagandayı birkaç dakika içinde ayırt edebiliyor. Sürekli slogan üreten, hiçbir eksiğini kabul etmeyen ve yalnızca kendi kamuoyuna konuşan ülkeler kısa vadede ses çıkarabilir; fakat uzun vadede güven oluşturamaz.

Oysa uluslararası siyasette güven, en az askerî güç kadar stratejik bir sermayedir.

Katıldığım yayınlarda en fazla ilgi gören değerlendirmeler, Türkiye’yi sorgusuz sualsiz öven değil; güçlü ve zayıf........

© 10 Haber