menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milli Eğitim Bakanı, bilimsel eğitimle değerler eğitiminin farkını bilmiyor olabilir mi?

54 0
18.07.2026

Milli Eğitim Bakanı, bilimsel eğitimle değerler eğitiminin farkını bilmiyor olabilir mi?

Bu köşede defalarca ‘Gerçek’ ile ‘Hakikat’ kavramları arasındaki farkı yazdım. Bir daha yazayım istiyorum:

Gerçek; nesnel, yani objektif olarak ölçebildiğimiz, kişiden kişiye değişmeyen fiziki şeylerin adıdır. Matematiksel gerçekler de buna dahildir.

Hakikat ise bu nesnel, fiziki gerçekliğin insan zihnindeki yansımasıdır; yani fiziki dünyaya ve olup bitenlere bakıp bizim anladığımız, bizim anlamlandırdığımız, bizim algıladığımız şeylerdir.

Bu anlamıyla hakikat, kişiden kişiye değişebilir; buna karşılık gerçek kişiden kişiye farklı olamaz, çünkü algılarımıza bağlı değildir.

Örneğin, Atatürk ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919’da başlatıp 9 Eylül 1922’de zaferle sonuçlandırdığı “Milli Mücadele”nin adı “Kurtuluş Savaşı”dır. Bu savaşa (mücadeleye) “kurtuluş” veya eski kelimesiyle “İstiklâl” adı verilmesi, nesnel gerçekliğe uygundur; çünkü vatan toprağı düşman işgalinden kurtarılmıştır ve “İstiklale kavuşturulmuştur.”

Evet, elbette bu aynı zamanda bir “Milli Mücadele”dir, bazı başka isimlendirmelere göre “Anadolu Devrimi”dir. Ve biz bütün bu kavramları bir arada, bazen birbirinin yerine geçecek şekilde de kullanırız. Ama yaşadığımızın “Kurtuluş Savaşı” olduğunu hiç unutmayız. Nesnel gerçek, yoruma yer bırakmayacak kadar ortadadır çünkü.

Ama bizim Milli Eğitim Bakanımız, bu nesnel gerçekliği gerçek olarak değil hakikat olarak görmek istiyor. “Müfredatta sadeleştirme” adı altında, ders kitaplarından “Kurtuluş Savaşı” ifadesini çıkarttı; sadece “Milli Mücadele” deniyor artık kitaplarda.

Başka eksiltilen şeyler de var. Örneğin, 9 Eylül 1922’de İzmir de kurtarıldıktan, bir iki gün içinde tek kurşun atmadan Trakya’yı işgal eden Yunan ordusunun çekilmesi sağlandıktan 1,5 ay sonra Padişah Vahdettin, İstanbul’dan bir İngiliz zırhlısına binerek sarayını terk edip gitti. Tarih 17 Kasım 1922’ydi. Onun İstanbul’dan kaçmasından 16 gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kanun çıkartarak saltanata son vermişti.

Ders kitaplarında artık Vahdettin için “İngiliz zırhlısına binip kaçtı” denmiyor, sadece “gitti” deniyor. Sanırsınız yıllık iznini geçirmek üzere Malta’ya tatile gitti…

Osmanlı’nın 600 yıllık tarihinde ismi övünçle anılan çok sayıda padişah var; ismi pek hatırlanmayan, görece önemsiz figürler de var ama 36. ve son padişah olan Vahdettin gibi utançla hatırlananı yok. Ama Milli Eğitim, ders........

© 10 Haber