Ayna ayna söyle bana…
Bu yazıyı yazma sebebim geçen hafta tanık olduğum bir konuşma. Hanımlarla bir öğlen yemeğinde bir hanım kocası ile uzun zamandır cinsellikleri kalmadığını zaten kendinde de hiç arzu filan olmadığını anlattı.
İşin ilginç tarafı bu hanımın tüm zamanını estetik kliniklerinde yüzüne mezoterapiler, kalçalarına sıkılaştırıcı lazerlerle geçirmesi. Peki ilişkide cinsellik yoksa bu hanım neden görünüşe takmış durumda?
İlişkilerin görünmez bir çimentosu var; kelimelerle anlatılamayan, sadece iki tenin birbirine değdiği anlarda inşa edilen o sessiz anlaşma: Cinsellik.
Peki, bir ilişkide o çimento kuruyup dökülmeye başladığında, yani yatak odasına upuzun bir sessizlik çöktüğünde ne olur?
Erkekler genellikle bu durumu dışarıdaki “performans” larla çözmeye meyilliyken, kadınlar rotayı çoğunlukla çok daha sarsıcı bir yere çevirirler: Kendi aynadaki aksine.
Bir ilişkide cinsellik bittiğinde, birçok kadının dış görüntüsüne, kıyafetlerine, kilosuna veya estetik müdahalelere aşırı derecede kafayı takmaya başladığını gözlemleriz. Bu durum yüzeysel bir kibir ya da basit bir “kendine bakma” evresi değildir; ardında derin psikolojik savunma mekanizmaları ve bilimsel gerçekler barındıran bir varoluşsal çabadır.
Psikolojik araştırmalar, kadınların kendi beden algılarını büyük oranda partnerlerinin kendilerine yönelik arzusu üzerinden beslediğini gösteriyor.
İlişkide seks bittiğinde, kadın beyni bu durumu mantıksal nedenlere (stres, yorgunluk, hormonal değişimler) bağlamadan........
