O kadar çok suç işlediler ki, şimdi sadece iktidarlarını değil, kendilerini korumak için de savaşıyorlar
Seçilmiş otokrat, askeri veya sivil diktatör hiç fark etmiyor. İktidarda kalmak, güçlerini artırmak, ceplerini doldurmak, yandaşlarını korumak için o kadar çok suç işliyorlar ki; memleket meselesi, parti meselesi, zümre meselesi sonunda kişisel mesele haline geliyor. Yalan, manipülasyon, komplo, ahlaksızlık, hukuksuzluk, tehdit, şantaj ve şiddet dolu dünyalarında, kendileri bir ruh hastasına dönüştükleri gibi milleti de hasta ediyorlar.
ABD-İsrail-İran savaşının en umut kırıcı yanı belki de bu. Ulusal ve uluslararası yasalara karşı suç işlemiş, kendi toplumlarını rehin almış, soykırım yapmış, halkının kanını dökmüş, çevre halklara felaket getirmiş ve daha da getirecek olan liderlerle onların etrafına toplanmış bir avuç suçlunun, suç ortağının yürüttüğü bir savaştan söz ediyoruz. Savaş, bu haliyle tam bir yıkım olmadan bitmeyecek, bitse bile geride parçalanmış, tecavüze uğramış, işgal edilmiş topraklar bırakacak. Sadece İran ve Lübnan değil belki Irak bile dağılacak… İki haftayı geride bırakırken, yüzeydeki kaderi belirsiz, derindeki kaderi belli olmuş bir savaş bu…
Sözlerim size sert gelebilir. Bir öfke anının hezeyanları gibi gözükebilir. Saldırganı-mağduru ayırt etmediğimi düşünebilirsiniz. Gelin birlikte, savaşın temel figürlerine, yaptıklarına ve dediklerine bakalım. Eminim bana hak vereceksiniz.
Çoğu kız çocuğu 175 sivilin öldürülmesinin sorumlusu
Biliyorsunuz, savaşın daha birinci günü, İran’ın güneyinde, bir deniz üssünün bitişiğinde bulunan kız okuluna füze isabet etti; çoğu öğrencilerden oluşan 175 sivil öldü. Trump ve adamları önce bu saldırıdan İran’ı sorumlu tuttular. Ancak kanıtların gizlenmesi pek mümkün değildi. Bir süre sonra “soruşturuyoruz” demeye başladılar. Soruşturmadan sızan bilgiler füzenin ABD’ye ait bir “Tomahawk” olduğunu ortaya koydu. Okul, eski bir istihbarat bilgisine dayanarak hedef alınmıştı (daha önce deniz üssünün binasıyken okula çevrilmiş ve üssün dışında bırakılmıştı). Geçmiş dönemlerde hedef tespiti için kullanılan kuralların bir kenara atılması emredilmiş, bu emir küçücük çocukların canına mal olmuştu.
Şimdi parmaklar tek bir sorumluyu işaret ediyor: Adı Pete Hegseth. ABD savaş makinasının bir numarası. (“Başkomutan” Donald’ı saymazsak…) Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştiren şahsiyet. Orta dereceli bir subay olarak orduda görev yapmış. Aktivist ve TV programcısı. İlk döneminden beri Trump’ın yanında. Kendine “savaşçı” demekten hoşlanıyor. İkinci karısını dövmekle, alkolik olmakla, cinsel tacizle suçlanmış olmasına ve bazı Cumhuriyetçilerin karşı oy vermesine rağmen, kıl payıyla, Senato’nun onayından geçmiş. Skandalların adamı.
Hatırlayacaksınız, yanlışlıkla bir gazetecinin de dahil edildiği, hükümet ileri gelenlerinin yer aldığı Signal sohbet grubunda, ABD hava kuvvetlerinin Yemen’deki Husiler’e karşı düzenleyeceği hava saldırısının detaylarını, saldırıdan saatler önce grup üyeleriyle paylaşmıştı. Hassas bilgilerin paylaşıldığı, yabancı savunma yetkilileriyle yapılan toplantılara iki kez karısını götürmüş, kardeşini yanına danışman olarak almıştı. Sonradan ortaya çıktı ki bir başka Signal hesabından Husi saldırısının detaylarını karısı ve kardeşi ile de paylaşmıştı. Cumhuriyetçilerin bile ayağa kalktığı bu skandaldan onu Trump kurtardı.
ABD savaşta daha önce de sivilleri öldürdü, ama bu seferki farklı
ABD’nin Kore’de, Vietnam’da, Afganistan’da yüzbinlerce sivilin ölümüne yol açan saldırıları olmuştu. Bunlar kaza filan değil, kasıtlı biçimde hedeflenerek yapılan saldırılardı. Ancak Afganistan’daki savaşın belli bir evresinden sonra ve Irak savaşı boyunca, yerel halkı nötralize etmek, yanına çekmek gibi amaçlarla sivil halkın gördüğü zararı “minimuma indirmek” üzere “çatışma kuralları” oluşturuldu. Bunlar, ne zaman ateş açılabileceğini, sivillerin korunması için hangi prosedürlere uyulacağını belirleyen kurallardı.
Obama döneminde bu kurallar sıkılaştırıldı. İHA saldırıları ve özel operasyonlar için çok katı hedef doğrulama kuralları getirildi. Hedefin sivil olmadığına “neredeyse kesin” olarak emin olunması gerekiyordu. Peter Hegseth, daha bakan olmadan önce, bu kuralların ABD askerinin elini kolunu bağladığını savunuyordu. Hatta kendi TV programında savaş suçu işleyenlerin savunuculuğunu üstlenmişti. Bakan olur olmaz, ilk iş, mevcut çatışma kurallarını kaldırdı ve ABD’nin savaş operasyonları sırasında sivillere zarar gelmesini önlemeye ve buna müdahale etmeye odaklanan Pentagon ofislerini kapattı.
Savaşın başlangıcında Hegseth, “Aptalca çatışma kuralları yok, ülke inşa etme bataklığı yok, demokrasi inşa etme çabası yok, savaşta politik doğruculuk yok,” diyordu, “biz kazanmak için savaşıyoruz ve ne zamanımızı ne de canlarımızı boşa harcayamayız. Başkanın da uyardığı gibi, bu ölçekte bir çaba kayıpları da beraberinde getirecektir. Savaş cehennemdir ve her zaman öyle kalacaktır.”
Sonrasını New York Times’tan (NYT) özetleyelim: İran’daki savaşın ilk birkaç günü, okula yönelik saldırıyla ilgili ayrıntılar belirsizken, Hegseth brifinglerde çatışma kurallarını en aza indirdiğini övünerek anlattı. 2 Mart’ta yaptığı açıklamada, ABD’nin, “(sahada) maksimum yetkiyle, aptalca çatışma kuralları olmadan” kendi şartlarına göre güç kullandığını söyledi. İki gün sonra, çatışma kurallarını Amerikan gücünü kısıtlamak değil, serbest bırakmak olarak tanımladı ve hava saldırılarını yürüten pilotların ve operatörlerin “gökyüzünü kontrol ettiklerini, hedefleri seçtiklerini, bütün gün gökyüzünden ölüm ve yıkım yağdırdıklarını” söyledi. 5 Mart’ta, “geçmişteki aptal, politik doğrucu savaşlar, burada yaptığımızın tam tersiydi” dedi; çünkü bunlar “kısıtlayıcı, minimalist çatışma kurallarıyla” yürütülmüştü. Ancak bu sefer (sahadaki askerin/subayın) çatışma yetkileri “maksimum”daydı
Hegseth bu şekilde atıp tutarken, İran’daki kız okulu üzerine düşen füze ile ilgili soruşturma ilerlemeye ve gerçek su yüzüne çıkmaya başladı; bu kez çatışma kurallarından söz etmeyi bırakarak, sivilleri korumak için alınan önlemleri sayıp dökmeye başladı. Yüzsüzce, “sivillerin asla hedef alınmamasını sağlamak için ABD’den daha fazla önlem alan hiçbir ülke yoktur” diyordu, “savaş tarihinde hiçbir ülke, sivil kayıpları önlemek için mümkün olan her yolu denememiştir. Ve açıkçası, bu yeterince takdir edilmeyen bir noktadır.”
Hegseth’in bir de sivil uçak gibi boyanmış, silahları gizlenmiş uçaklarla, Venezuela açıklarında, “uyuşturucu teknesi” bombalatması var. Geride delil, şahit bırakmayacak şekilde imha edilen teknelerin gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor.
ABD yönetiminde suçlular ve suç ortakları ittifakı
Hegseth pratikte bir savaş suçlusu ama sivillerin ölümünün tek........
