Kral Charles’ın tek kelimesini değiştirmeden okuduğu konuşma ve Avrupa’nın geleceği
Türkiye’de bir zamanlar, bazen inanarak, bazen dalga geçerek, gelişmiş batı ülkelerinde hayatın renksiz, sıkıcı olduğundan söz edilirdi. Hatta daha ileri giderek Kuzey Avrupa’da intihar oranlarının yüksek olması buna bağlanırdı. Mizahları zayıftı, çünkü ilham verecek politikacıları yoktu. Bir Demirel’in, Erbakan’ın eşdeğerinin Avrupa’da olmaması (artık bizde de yok) politik hayatın sıkıcılığına kanıttı. Yolda kaza olmazdı. İnsanlar sokak ortasında birbirleriyle kavga etmezdi; pencereden pencereye seslenip mahalle dedikodusu yapmazdı.
Bilmiyorum hâlâ böyle düşünenler var mı? En azından Trump’ın ABD’ye başkan olmasının bu ülkede mizahın gelişmesine, politika sahnesinin renklenmesine katkıda bulunduğunu teslim edebiliriz. Ancak tabii Trump’ın ülkesine ve dünyaya yaptıkları kimsede gülecek- eğlenecek hal bırakmadı.
Siyaseti asla sıkıcı bir şekilde yaşamayan bir ülke var Avrupa’da… Modern demokrasinin beşiği, dünyanın en gösterişli monarşisinin vatanı, son 10 yılda 5 başbakan değiştiren ülke, birinci sayfalarını besleyecek skandalları asla eksik olmayan bulvar gazetelerinin yurdu…
İngiltere geçtiğimiz iki hafta, belki de son on yılın en kaotik, en renkli, ama aslında en kaygı verici günlerini yaşadı (yaşamaya devam ediyor). 7 Mayıs yerel seçimlerinde iktidardaki İşçi Partisi’nin adayları hüsrana uğradı. Başbakan Starmer’ın aleyhine parti içi muhalefet zirveye çıktı. Basın Starmer’ı yerden yere vururken, o, “Gitmiyorum, bitirmem gereken işler var,” dedi. Tam bu sırada, Kral Charles, şaşaalı bir şekilde parlamentoya gelerek bir konuşma yaptı.
Kral gelmeden önce kraliyet muhafızları parlamentoda “bomba aradı”
Geçen Çarşamba, Kral Charles Birleşik Krallık parlamentosunda yapacağı konuşmaya öyle elini kolunu sallayarak veya Rolls Royce’una binerek gelmedi. Geleneksel bir tören düzeni içinde, atlı muhafızların eşliğinde, dört atın çektiği saray arabasıyla, sarayla parlamento yakın olmasına rağmen, kestirmeden değil, sol eliyle sağ kulağını tutacak biçimde, Buckingham Sarayı’ndan Trafalgar meydanına uzanan tören yolu The Mall’u boydan boya geçip, meydandan sağa dönerek, başbakanlığın ve bakanlıkların bulundukları Whithall’u aşarak parlamentoya geldi.
Kral ve Kraliçe’nin bulunduğu arabanın önünden giden ikinci bir atlı araba daha vardı. Bu arabada yaverler hükümdarın egemenliğinin üç simgesini taşıyorlardı: İmparatorluk Tacı, Devlet Kılıcı ve hükümdarın tören takkesi.
Arabalar Westminster Sarayı’na, yani Birleşik Krallığın parlamento binasına varmadan önce, kral muhafızlarından bir grup, geleneksel kıyafetleri içinde, ellerinde gaz lambalarıyla parlamentonun bodrumunda sembolik bir “bomba araması” yaptılar.
Bu gelenek, 5 Kasım 1605’te parlamentoda konuşacak olan Kral I. James’e ve parlamento üyelerine yönelik, son anda engellenen bir suikast girişiminden kalmaydı. Parlamentonun bodrumuna arkadaşlarıyla günlerce barut fıçısı taşıyan Katolik Guy Fawks, Protestan kralı öldürüp yerine Katolik bir kralın geçmesini sağlama peşindeydi. Ekibindeki birinin gevezeliği yüzünden yakalanan Fawks asılarak idam edilmişti. O günden bugüne, her yıl 5 Kasım’da İngiltere’de evlerin bahçelerinden, parklardan, meydanlardan havai fişekler atılır. Kralın her parlamento konuşmasından önce de kraliyet muhafızları sembolik olarak parlamentonun bodrumunu ararlar.
Avam Kamarası’nı toplantıya çağırmaya gidenin suratına kapanan kapı
Kral parlamentoya hükümdar kapısından girdi. Yanında kraliçe, sırtında pelerini, başında tacı ile Lordlar Kamarası’na doğru yürüdü. Bu sırada “Kara Âsalı”, yani Avam Kamarası’nı Kral’ın yapacağı konuşmaya çağıracak olan Lordlar Kamarası’nın kıdemli bir üyesi (Lord Ed Davis), milletvekillerinin toplandığı salona doğru ilerliyordu. Kapının önüne geldiğinde, kapı gürültüyle suratına kapandı. Âsasını kapıya üç kez vurarak girmek için izin istedi. İzin verilince içeri girerek Avam Kamarası mensubu milletvekillerini Kral’ın konuşmasını dinlemeye davet etti.
Bu da İngiliz İç Savaşı sonrasında 1642’de Kral I. Charles’ın parlamentoya gelerek 5 milletvekilini tutuklamaya kalkışmasına dayandırılan bir gelenekti. Kapının “Kara Âsalı”nın suratına kapanması, Avam Kamarası’nın hükümdardan bağımsızlığını simgeliyordu.
Bitmedi. Kral konuşmasını yaparken, bir milletvekili, Buckingham Sarayı’nda “rehin” tutuluyordu. Bu “rehine” genellikle iktidar partisinin grup başkanvekillerinden biri oluyordu. Bu seneki “şanslı” Nic Dakin’di.
Bu da kraliyet ile avam kamarası arasındaki tarih boyunca var olan çatışmanın, güvensizliğin, şiddet ve entrikanın bir hatırlatıcısıydı. Kral Charles, üç hafta önce ABD parlamentosunda yaptığı konuşmada bu gelenekten, “kralın sarayına salimen dönmesinin güvencesi” olarak söz etmiş ve oturum başkanına hitaben, “acaba üyelerden buna gönüllü olan var mı,” diye sormuştu. Ardından da, “neyse ki biz şimdi misafirlerimizi çok iyi ağırlıyoruz, hatta dönmek istemiyorlar,” diye Trump’a da bir gönderme yapmıştı.
Bu konuşmaya gazeteciler neden “Starmer’ın Kral Konuşması” diyordu?
Adı “Kral Konuşması” olsa da kral ne konuşmanın tarihini belirlemede ne de içeriği üzerinde söz sahibi değildi. Konuşmanın tarihini başbakan belirliyor, içeriğini hükümet üyeleri ve başbakan oluşturuyordu. Kral elindeki metni, herhangi bir ekleme-çıkarma yapmaksızın okuyordu. Okuduğu temelde bir hükümet programıydı.
Basın tarafından “Starmer’ın Kral Konuşması” olarak nitelendirilen konuşmada, 37 yasa tasarısını da içeren bir dizi hükümet politikası sunulmuştu parlamentoya. Bunlar Avrupa Birliği ile ilişkileri yeniden canlandırmak, İngiliz çelik endüstrisini millileştirmek, küçük işletmeleri korumak, yapay zeka ve savunma sanayii alanlarında inovasyonu artırmak için bürokrasiyi azaltmak, enerji bağımsızlığı ve nükleer enerji, seçmen yaşının 16’ya indirilmesi, göç ve iltica gibi konuları kapsıyordu. Starmer’ın, “Bitirilecek işlerim var” dediği bunlardı. Kimilerine göre Starmer, Kral Konuşması’nın tarihini seçim yenilgisi ihtimaline göre ayarlamış, “son kozunu” oynamış, ama kimseyi tatmin edememişti. Çünkü sunulanların hiçbiri yeni değildi. Vaat edilenler, adeta, bugüne kadar yapamadıklarının bir bilançosuydu.
Bu program, 6 gündür Avam Kamarası’nda tartışılıyor. Muhtemelen Pazartesi oylanacak. Teknik olarak bu, hükümet düşüren bir güven oylaması değil. Ama bu oylamayı kaybedip de istifa etmeyen hükümet tüm meşruiyetini kaybetmiş sayılır. Bunun için İşçi Partisi’nden önemli sayıda milletvekilinin aleyhte oy vermesi gerekiyor. Parti içi muhalefetin içeride bir güven oylaması yapıp, parti başkanını değiştirmeyi tercih etmesi daha büyük bir olasılık, ama bunun için de gerekli çoğunluğu sağlayabilecek gibi görünmüyorlar. Bu yüzden, basını da arkalarına alarak, Starmer’ı istifaya zorlamaya çalışıyorlar.
Starmer’ın istifası ilk defa istenmiyor
........