menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran savaşı hakkında bilmek isteyeceğiniz her şey: Ortadoğu girdabında kazananı olmayan savaş

39 0
08.03.2026

“Savaşta, hangi taraf kendini galip ilan ederse etsin, kazanan yoktur, herkes kaybeder.” 

İngiltere Başbakan Neville Chamberlain, bu sözleri 1938 yılında, Avrupa’da savaş tamtamları çalınmaya başladığında söylemişti; 14 ay sonra Almanya’ya savaş ilan etmek zorunda kaldı.     

2. Dünya Savaşı bittiğinde, İngilizler kazanan taraftaydı ama ülke (Chamberlain’in dediği gibi) büyük bir yıkım yaşamıştı. Halk iş, ekmek, konut, sosyal güvenlik ve sağlık istiyordu. Milli Kahraman Churchill “işini tamamlamıştı.” Ülkeye artık barışı ve yeniden inşayı yönetecek bir lider gerekliydi. “Sosyal devlet” vaat eden, İşçi Partisi adayı Clement Attlee, Churchill’i ağır bir yenilgiye uğrattı.

ABD’de ise savaş bitmeden vefat eden Roosevelt’in yerine Truman geçmişti.  Birkaç ay sonra 2. Dünya Savaşı bitti. ABD, toprakları üzerinde (Pearl Harbour saldırısı dışında) savaşın yıkımını yaşamamıştı. Buna rağmen Amerikan halkı ağır bir enflasyon altında ezilmiş, ülkede yiyecek kıtlığı baş göstermiş, karaborsa hortlamış, yatırımlar durmuş, konut sıkıntısı ortaya çıkmıştı. 

1946’da yapılan ara seçimlerde, Başkan Truman’ın (ve Roosevelt’in) Demokrat partisi ağır bir yenilgi aldı. Cumhuriyetçiler “Yetti Artık” sloganıyla hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da çoğunluğu ele geçirdi. Demokrat Roosevelt-Truman çizgisi savaşı kazanmış ama seçimi kaybetmişti. 

İkinci Dünya savaşı ile İran Savaşı’nı karşılaştırmak mümkün değil. Çağ değişti, şartlar değişti… Zaten savaş başlayalı daha bir hafta oldu. Bunları hatırlatmamın sebebi, İngiltere ve Amerika halklarının savaş sonrası tepkilerinin siyasal bilimler literatürüne geçmiş olması ve toplum psikolojisi açısından hala geçerli kabul edilmesi. Bu fenomen, War-To-Peace-Transition-Penalty (Savaştan Barışa Geçiş Cezası) veya Post-War-Backlash (Savaş Sonrası Tepki) gibi adlarla anılıyor. 

Trump ile Netanyahu bu tepkileri yaşar mı, bunu söyleyebilmek için daha çok erken. Savaş bittiğinde, başta vaat ettikleri sonuca ulaşsınlar ulaşmasınlar, ikisinin de zafer çığlıkları atacağı ne kadar kesinse, ülkelerinin ve halklarının bu savaşın ağır bedelini şöyle veya böyle ödeyeceği de o kadar kesin. Hele savaş uzarsa…

Ama asıl olarak, başta, büyük bir yıkımla ve acılarla yüz yüze gelecek olan İran halkı olmak üzere, tüm Ortadoğu bu savaştan büyük zarar görecek. Propaganda yalanları arasından gerçekleri çekip çıkarmak mümkün olabilirse, bu savaşın kazananı olmadığı görülecek. Üstelik zarar, halka halka tüm dünyaya yayılacak. 

Savaşın dışında olsanız da, hayat pahalılığını hissedeceksiniz 

ABD-İsrail saldırısına İran’ın tepkisinin, sadece İsrail’e ve Ortadoğu’daki Amerikan üslerine saldırmak değil, petrol üretim ve dağıtım merkezlerini de bombalamak olacağı bilinmeyen bir şey miydi, sanmam… ABD, İran’a saldırmanın petrol fiyatları üzerindeki etkisini umursamamış mıydı, belki… 

Ama daha çok, ABD yönetimi, kendi kendini başka bir şeye inandırmıştı. Enerji Bakanı Chris Wright geçen ay, CNBC’de, “Şu anda dünya petrol arzı çok iyi ve bence bu, Başkan Trump’a petrol fiyatlarında çılgın bir artış konusunda endişe duymadan jeopolitik eylemlere girişmekte daha fazla avantaj sağlıyor,” demişti.

Ancak işler başka türlü gelişti. İran, bir yandan, dünya ham petrol trafiğinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Boğazı geçmeye kalkacak tankerlerin vurulacağını açıkladı ve birkaç tankeri vurarak “ciddi” olduğunu gösterdi. Bir yandan da, Suudi Arabistan’ın en büyük rafinerisini, Kuveyt’teki bir başka rafineriyi, Katar’daki bir gaz sıvılaştırma kompleksini, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) önemli bir petrol endüstri bölgesini vurdu. 

Petrolün varil fiyatındaki artış bir haftada ’yı buldu. Ham petrol referans fiyatları (Brent) 90 doları aşarak son iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yatırım Bankası Goldman Sachs fiyatların 100 dolara, Katar Enerji Bakanı ise 150 dolara çıkabileceğini söylüyor. Londra Borsası Grubu’nun verilerine göre, Ortadoğu’dan Çin’e petrol taşımak için süper tanker kiralama ücreti, yaklaşık iki kat artarak, günlük 400 bin doların üzerine çıktı ve tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. 

Donald Trump, Amerika’nın nakliye şirketlerine sigorta ve garantiler sağlayacağını ve gerekirse donanmanın Körfez’deki petrol tankerlerine eşlik edeceğini sözünü verdi ama ortada şimdilik sadece söz var. Bu riski alacak halleri de şu sıra yok zaten. 

Asya’da ve Avrupa Körfez’e alternatif petrol kaynakları için (Brezilya, Guyana, Norveç, Amerika gibi) yarışacak. Tabii nakliye olanakları için de… Savaş bitse bile, stokların tedbir olarak en üst seviyede tutulması için, yarış devam edecek. 

Başka faktörler de devreye girmiş durumda. Navlun ve sigorta fiyatları anormal yükseldi. Bu sadece petrol taşımacılığını değil, tüm deniz taşımacılığını etkiliyor. Deniz taşımacılığı ve tabii petrol fiyatlarından etkilenecek kara taşımacılığı, başta gıda ürünleri olmak üzere pek çok ürünün fiyatını yukarı çekecek. The Guardian’a göre ilk etki tahıl fiyatları üzerinde görülecek ve nakliye fiyatlarındaki artışlar diğer gıda ürünlerine de yansıyacak. Bunun ötesinde, savaş uzarsa, başta savaş bölgesindekiler olmak üzere, birçok ülkenin gıda ürünlerine erişiminde ciddi sorunlar yaşanmasından korkuluyor. Yolcu taşımacılığının da fiyat açısından olumsuz etkilenmesi bekleniyor. Kuzey yarımkürede, turizm sezonu yaklaşırken, uçak bilet fiyatlarında hızlı bir artış yaşanmaya başlanmış durumda. 

Trump’ı savaşa Netanyahu mu sürükledi?

ABD’de şu sıra Trumpçıları en rahatsız eden konu, Trump’ın savaşa Netanyahu tarafından sürüklenmiş olduğu konusunda git gide yükselen kanaat… Bu sadece Demokrat Partililer’e ait bir kanaat olsa sorun olmazdı. Ama Cumhuriyetçi kanatta da bu kanıyı yüksek sesle dile getirenler artıyordu.  Bunlar arasında MAGA hareketinin (Make Amerika Great Again – Yeniden Büyük Amerika) tabanı tarafından yoğun biçimde izlenen, Başkan Yardımcısı JD Vance’e yakınlığı ile bilinen “podcast”çi ve “YouTube”cu Tucker Carlson ile kendi kanalı cozy.tv üzerinden yayın yapan, kendini “Hristiyan muhafazakar” olarak tanımlayan, Hitler hayranı Nick Fuentes gibi “fikir önderleri” de yer alıyordu.

Trump MAGA tabanında hoşnutsuzluk olduğu yorumlarını reddetti. Salı günü verdiği bir röportajda, “Bence MAGA, Trump’tır,” diyerek savaşı ulusal güvenlik için “gerekli bir sapma” olarak niteledi. Aynı gün, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile düzenlediği basın toplantısında da “İsrail’in elini (ben) zorlamış olabilirim” dedi. 

Oysa Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kongre’ye savaş hakkında bilgi vermeden önce, gazetecilerin sorularını cevaplarken, “İsrail’in saldıracağını biliyorduk ve İran’ın buna ABD’ye (saldırarak) karşılık vereceğini de biliyorduk. Eğer biz önce vurmasaydık, yüksek kayıp verecektik,” demişti. Rubio sonradan ifadesini, “Bu operasyon her hâlükârda yapılacaktı. İsrail’in niyetlerinden haberdardık ama ABD’nin İran’ı durdurması gerekiyordu,” şeklinde düzeltti. Rubio ayrıca “İran halkının ayaklanıp rejimi devirmesini isteriz, ancak bu bizim hedefimiz değil,” demişti. 

Birçok medya kuruluşunun Trump’ın rejim değişikliği istediği yönündeki yorumlarına rağmen, ABD’nin resmi açıklamalarında rejim değişikliği hedefi yoktu. İsrail ise daha en baştan hedefin rejim değişikliği olduğunu söylüyordu. Perşembe günü Trump’ın on-line haber kanallarından Axios’a yaptığı açıklama, ABD’nin de bu görüşün peşine takıldığını, ya da bu niyetini artık daha fazla gizleyemediğini gösteriyordu: “Zamanlarını boşa harcıyorlar. Hamaney’in oğlu önemsiz birisi. Venezuela’daki Delcy [Rodriguez] örneğinde olduğu gibi, bu atamaya ben de dahil olmalıyım.” Trump, Hamaney’in politikalarını sürdürecek yeni bir İran liderini kabul etmeyi reddettiğini ve bunun ABD’yi “beş yıl içinde” yeniden savaşa sürükleyeceğini söyledi ve “Hamaney’in oğlu benim için kabul edilemez.........

© 10 Haber