menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump–Şi Zirvesi: Uzun Vadeli Rekabette Ara Durak

24 0
15.05.2026

Trump–Şi Zirvesi: Uzun Vadeli Rekabette Ara Durak

Donald Trump ile Şi Jinping arasında  14-15 Mayıs’ta Pekin’de gerçekleşen son zirve, sıradan bir diplomatik buluşmanın çok ötesinde. Dünya yalnızca iki liderin verdiği mesajları izlemiyor; aynı zamanda yeni küresel düzenin nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. (Foto: Xinhua)

Washington ile Pekin artık giderek daha fazla açık ya da örtülü biçimde dünyanın yeni “G-2”si olarak görülüyor. Çünkü Hindistan’ın yükselişine, Avrupa’nın ekonomik ağırlığına ve Rusya’nın sürdürdüğü jeopolitik etkisine rağmen, bugün küresel gücün ana ekseni giderek daha belirgin şekilde iki başkent etrafında şekilleniyor: Washington ve Pekin.

Sertleşen Küresel Güç Mücadelesi

Ticaret, teknoloji, finans, enerji güvenliği, kritik mineraller, yapay zekâ, deniz yolları ve tedarik zincirleri artık büyük ölçüde ABD ile Çin arasındaki güç dengesine göre yeniden biçimleniyor. Trump–Şi zirvesini önemli kılan da büyük bir anlaşma beklentisi değil; iki tarafın da yönetilebilir bir rekabetin sınırlarını çizmeye çalışmasıydı. Kameralara kontrollü gülümsemeler yansıdı. “Diyalog”, “istikrar”, “işbirliği” ve “karşılıklı saygı” mesajları öne çıktı. Çin her zamanki gibi son derece sofistike bir diplomatik ev sahipliği ve devlet aklı sergiledi.

Ancak bu dikkatle hazırlanmış görüntülerin arkasında çok daha sert bir stratejik gerçeklik bulunuyor. Çünkü artık mesele yalnızca gümrük tarifeleri ya da ticaret açıkları değil. Asıl mücadele artık yapay zekâda, yarı iletkenlerde, Tayvan’da, İran’da, nadir toprak elementlerinde, enerji koridorlarında, dijital altyapılarda, uzay teknolojilerinde ve dünya deniz yollarının kontrolünde yaşanıyor.

Ve dünya giderek yeni bir gerçeği kabul etmeye başlıyor: Amerika Çin’in yükselişini durduramıyor. Çin de Amerika’nın küresel üstünlüğünü tamamen geriletemiyor — en azından şimdilik. Dolayısıyla bugün yaşanan şey tam bir kopuş değil; gergin, rekabetçi ama dikkatle yönetilmeye çalışılan bir birlikte yaşama düzenidir.

Somut Sonuçlar Neler Olacak?

Kimse küresel stratejik pazarlıkların birkaç saatlik lider görüşmeleri sırasında yapıldığını düşünmemeli. Hele zamanın yarısının tercümeye ayrıldığı toplantılarda dünyanın yeniden şekillenmesi beklenemez. Asıl müzakereler aylar öncesinden başlar. Diplomatlar, istihbarat servisleri, ulusal güvenlik bürokrasileri, teknoloji şirketleri, enerji devleri ve finans çevreleri liderler masaya oturmadan çok önce kırmızı çizgileri belirler.

Nitekim, bu zirvenin aslında Mart sonunda yapılması planlanmış, ancak İran çevresindeki gerilim nedeniyle ertelenmiş olması bile görüşmenin ne kadar hassas bir jeopolitik ortamda gerçekleştiğini gösteriyor. Bu nedenle Trump–Şi zirvesinin gerçek sonuçları  yapılan cilalı diplomatik açıklamalarda değil; önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak somut gelişmelerde görülecek: Teknoloji lisanslarında, enerji anlaşmalarında, tedarik zinciri kararlarında, Tayvan çevresindeki askeri hareketlilikte, İran politikalarında ve ticaret rakamlarında. Asıl hikâye oralarda yazılacak.

Stratejik Rakiplerin Karşılıklı Bağımlılığı

ABD–Çin ilişkisinin en büyük paradokslarından biri şu: İki ülke birbirini giderek daha fazla stratejik rakip olarak görüyor ama aynı zamanda birbirine derinden bağımlı kalmayı sürdürüyor. Washington yıllardır şirketleri Çin dışına yönlendirmeye çalışıyor. “China Plus One” stratejisiyle üretimin bir kısmı Vietnam, Hindistan, Meksika, Malezya ve Endonezya gibi ülkelere kaydırılıyor.

Özellikle yarı iletkenler, ilaç hammaddeleri, bataryalar ve nadir mineraller artık yalnızca ticari değil; ulusal güvenlik meselesi olarak görülüyor. Ancak tüm “kopuş” söylemlerine rağmen ekonomik bağlar hâlâ olağanüstü büyük. 2025 itibarıyla ABD ile Çin arasındaki toplam mal ticareti yaklaşık 415 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. ABD’nin Çin’e........

© yetkinreport.com