menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye neden olabileceği yerde değil?

14 0
08.03.2026

Türkiye bugün hem ekonomik, hem teknolojik hem de askerî bakımdan çok daha güçlü bir ülke olabilirdi. Buna insan kaynağı da vardı, sermaye birikimi de vardı, jeopolitik avantajı da vardı. Ama maalesef birçok yanlış tercih ve zihniyet problemi bu potansiyelin tam olarak ortaya çıkmasını engelledi.

Her şeyden önce sistemden beslenen bir ekâbir tabakanın servetini ülke içinde üretime yönlendirmek yerine yurt dışına taşıması büyük bir kayıptır. Dubai’de, İngiltere’de, Yunanistan’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde alınan gayrimenkuller; yurt dışına kaçırılan sermaye; Türkiye’nin üretim gücünü büyütmek yerine başka ekonomileri besledi.

Buna bir de sermayenin güven kaybı eklenince tablo daha da ağırlaştı. Türkiye’de büyüyen bazı sanayi kuruluşlarının fabrikalarını söküp Mısır gibi ülkelere taşıması, sadece bir yatırım tercihi değil; aynı zamanda bir sanayi politikası başarısızlığının göstergesidir. Çünkü sanayi üretimi bir ülkenin gerçek gücüdür.

Eğer milyarlarca dolar israfa, yolsuzluğa ve verimsiz projelere değil üretime, özellikle yüksek katma değerli teknoloji üretimine ayrılmış olsaydı bugün bambaşka bir Türkiye konuşuyor olurduk.

Dünyadaki örnekler bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

1960’larda Türkiye’den daha fakir olan Güney Kore, bugün kendi savaş uçağını geliştiren, elektronik ve otomotiv sektöründe dünya devleri çıkaran bir ülke haline geldi. Samsung, Hyundai, LG gibi markalar sadece şirket değil, aynı zamanda bir teknoloji ekosisteminin ürünüdür.

Yüzölçümü küçük bir ada olan Tayvan, bugün dünyanın en kritik teknolojisi olan mikroçip üretiminde küresel merkez haline geldi. Küresel teknoloji devleri Tayvan’ın ürettiği çiplere bağımlı durumda.

Nüfusu İstanbul’dan küçük olan İsrail ise savunma teknolojileri, yazılım ve yüksek teknoloji alanında dünyanın en ileri ülkelerinden biri.

Peki Türkiye neden aynı sıçramayı yapamadı?

Sorunun cevabı kaynak eksikliği değildir. Sorun zihniyet meselesidir.

Uzun yıllar boyunca üretim ve teknoloji merkezli bir kalkınma modeli yerine beton merkezli bir ekonomi tercih edildi. Sanayi devrimi yapmak yerine adeta bir inşaat devrimi yaşandı. Şehirler büyüdü ama teknoloji altyapısı aynı hızla büyümedi.

Savunma sanayiinde son yıllarda atılan bazı adımlar elbette önemlidir. İHA ve SİHA projeleri Türkiye için ciddi bir kazanımdır. Ancak modern bir hava gücü sadece bu sistemlerle kurulmaz. Güçlü bir ülkenin ileri teknolojiye, modern savaş uçaklarına ve güçlü bir sanayi altyapısına sahip olması gerekir.

Bugün hâlâ mekanik ömrünü doldurmuş uçaklar konuşuluyorsa, F-35 programından çıkmış bir ülke olarak hava gücü tartışmaları yapılıyorsa, bunun arkasında sadece dış politika değil yıllarca yapılan stratejik hatalar da vardır.

Eğer son 20 yılda farklı tercihler yapılmış olsaydı, kaynaklar üretime, teknolojiye ve bilimsel gelişmeye yönlendirilmiş olsaydı bugün Türkiye endişe eden bir ülke değil, geleceği şekillendiren ülkelerden biri olabilirdi.

Ancak şu gerçeği de unutmamak gerekir: Tarihte hiçbir güç yenilmez değildir. Bunun sayısız örneği vardır. Bir zamanlar dünyanın en güçlü imparatorlukları bile tarih sahnesinden silinmiştir.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Çanakkale’dir. Yedi düvel birleşmiş, dünyanın en güçlü donanmaları Çanakkale Boğazı’na dayanmıştı. Ama Türk milleti o gün “Çanakkale geçilmez” diyerek sadece bir savaş kazanmadı; tarihin akışını değiştirdi. Dünyanın en güçlü donanmaları o gün Çanakkale’nin sularında denizin dibini boyladı.

Fakat tarihten çıkarılması gereken ders sadece hamaset değildir. Varlık yokluk mücadelesiyle kazanılan zaferler kadar, o zaferlerin stratejik ve teknolojik derslerini anlamak da önemlidir.

Bugün İran’ın Amerika karşısında yaptığı da bir bakıma buna benzer bir stratejidir. Asimetrik yöntemlerle savaşın maliyetini yükselterek rakibine ciddi zararlar veriyor. Bu durum Amerika için hem maddi hem siyasi bir yük oluşturuyor.

Ancak savaşların böyle bir başka yüzü de vardır. Bu tür çatışmalar bazen büyük güçlere yeni savaş tecrübeleri kazandırır, yeni teknolojiler geliştirmelerine ve gelecekte daha büyük müdahaleler yapmalarına da zemin hazırlayabilir.

Bu yüzden mesele sadece direnmek değil, direnirken aynı zamanda güçlenmektir.

betonla değil, bilimle, teknolojiyle ve üretimle kurulur.


© Yeniçağ