Türkiye’de sorun şu: Kimse şaşırmıyor
Türkiye’de artık hiçbir haber kimseyi sarsmıyor.
Bir füze haberi düşüyor, birkaç saat konuşuluyor, ardından gündem değişiyor. Ekonomik bir veri açıklanıyor, kısa süreli bir tartışma yaşanıyor, sonra unutuluyor. Siyasette sert bir gerilim ortaya çıkıyor, birkaç gün sonra yerini başka bir krize bırakıyor. Olan biten hiçbir şey “olağan” değil; fakat toplumun tepkisi giderek olağanlaşıyor.
Asıl kırılma tam da burada başlıyor.
Çünkü bir toplumun sağlıklı refleksi, sadece olaylara tepki vermesi değil, o tepkinin yoğunluğunu ve sürekliliğini koruyabilmesidir. Türkiye’de ise dikkat dağılmıyor; dikkat tükeniyor. Gündem hızlanmıyor; anlam yitiriyor. Her yeni olay, bir öncekini silmiyor sadece aynı zamanda ona verilmiş tepkiyi de geçersiz kılıyor. Dün öfke yaratan bir gelişme, bugün sıradan bir bilgiye dönüşüyor.
Bu durum, yalnızca medya döngüsüyle açıklanamaz. Burada daha derin bir zihinsel adaptasyon söz konusu. Türkiye, uzun süredir yüksek yoğunluklu bir belirsizlik içinde yaşıyor. Savaş ihtimalleri, ekonomik dalgalanmalar, iç siyasi gerilimler… Her biri tek başına bile ciddi bir toplumsal stres kaynağıyken, hepsinin üst üste binmesi yeni bir psikolojik eşik oluşturuyor.
Artık mesele olayların büyüklüğü değil, toplumun onları algılama kapasitesidir. Türkiye’de bu kapasite, kendini korumak için farklı bir biçime evrilmiş durumda: seçici hissizlik.
Psikanalitik açıdan........
