menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

23 Nisan’da Yasanın Sınavı: Suça Sürüklenen Çocuk Değil, Kurulamayan Özne

25 0
23.04.2026

Türkiye, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na giderken iki sarsıcı olayla yüzleşti: Siverek’te bir çocuğun okula silahla girerek gerçekleştirdiği katliam ve hemen ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan benzer saldırı. Bir yanda çocuklara armağan edilmiş bir bayram, diğer yanda çocukların şiddetin faili hâline geldiği bir tablo. Bu çelişki, yüzeyde değil, doğrudan yapının kendisinde bir kırılmaya işaret ediyor.

Kamuoyunda hızlıca devreye giren açıklamalar tanıdık: “Gençlik bozuldu”, “aile çöktü”, “şiddet arttı”. Ancak bu tür ifadeler, meseleyi açıklamak yerine onu basitleştirir. Çünkü karşımızda duran şey bireysel ahlak sorunları değil; öznenin kuruluş sürecinde yaşanan sistematik bir kopuştur.

Psikanalitik açıdan mesele nettir: Çocuk, yasa ile karşılaşarak özne olur. Sigmund Freud’un ortaya koyduğu ve Jacques Lacan’ın “Babanın Adı” kavramıyla derinleştirdiği bu süreçte yasa, yalnızca yasak koymaz; aynı zamanda anlam üretir. Çocuğun sınırsız arzusu, bu sınır sayesinde düzenlenir. Ancak bu işlev zayıfladığında çocuk, yasa ile karşılaşamaz. Yasa yoksa ihlal de yoktur. Ve tam bu noktada suç, bir sapma olmaktan çıkar; bir düzen kurma girişimine dönüşür.

Kahramanmaraş ve Siverek olaylarını bu çerçevede okuduğumuzda, mesele yalnızca “okul baskını” değildir. Bu, yasa ile karşılaşamamış öznenin kendi yasasını kurma çabasıdır. İki olay arasındaki zaman yakınlığı ise şiddetin nasıl yayıldığını gösterir: Simgesel boşlukta, eylem hızla modele dönüşür.

Çeteleşme olgusu bu boşluğu dolduran başlıca mekanizmalardan biridir. Çete, yalnızca suç işleyen bir yapı değildir; aynı zamanda alternatif bir düzendir. Orada kurallar vardır, hiyerarşi vardır, tanınma........

© Yeniçağ