Güvenliğin Sınırı: Körfez Modeli
Körfez ülkeleri yıllardır kendilerini kaotik bir coğrafyanın ortasında steril bir alan olarak pazarladı. “Burada savaş yok, kriz yok, belirsizlik yok” dediler. Oysa son gelişmeler bize şu soruyu sorduruyor: Bir devlet gerçekten coğrafyasından bu kadar bağımsız olabilir mi?
İsrail ve ABD ile İran arasında gerilim tırmanırken, İran misilleme yaptı ve bölgedeki bazı ülkeleri doğrudan hedef aldı. Körfez’in yıllardır savunduğu “dokunulmazlık” iddiası böylece fiilen sınandı. Bölgede yaşayanlar bir anda “Burada gerçekten güvenliyiz mi?” diye sormaya başladı. Sosyal medyadaki görüntüleri görenler bölgelerin güvenilirliğinden endişe duydu, belki seyahatlerini (en azından bir süre için) ertelemek zorunda kaldı.
Bu tablo özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve onun vitrini konumundaki Dubai için önemli. Çünkü mesele sadece askeri güvenlik değil; ülkenin güvenlik vaadi, burada yaşayan herkesin gündelik hayatının ve uluslararası ilişkilerinin temelini oluşturuyor. Körfez’in refahı sadece petrol geliriyle değil; öngörülebilir ve güvenli bir ortam sunma iddiasıyla ayakta.
Bir ülkeye yatırım yapan, iş kuran veya çalışanlar sadece vergi avantajına değil, öngörülebilirliğe de güvenmek ister. Bu güvenin temelinde devletin güvenlik sağlama kapasitesi yatar. Ama unutulmamalı: Devlet mutlak güvenlik sağlayamaz. Hukukta da kabul edildiği gibi, devlet sadece makul koruma sağlamakla yükümlüdür.
Körfez modeli uzun süre bu makul korumayı “mutlak güvenlik” olarak pazarladı. Gökdelenler, mega yapılar, kesintisiz turizm ve düşük suç oranı…
Oysa füze menzilleri, insansız hava araçları ve bölgesel çatışmalar çağında coğrafyanın önemi geri dönüyor. Güvenlik, sadece devletin sözüyle değil, fiili ve algısal olarak da sınanıyor.
İran’ın misillemeleri sonrası alınan tedbirler ve krizi yönetme biçimi, Körfez ülkelerinin sadece askeri değil, algı yönetimi konusunda da hazırlıklı olduğunu gösterdi. Özellikle BAE yönetimi hızlı iletişim kurdu, düzenin sürdüğünü vurguladı ve liderler sahada görünür oldu. İnsanlara güvenli olduklarını hissettirmek için bilinçli bir çaba vardı.
Aslında Körfez ülkeleri neyi satıyor? Fiziksel güvenliği değil, güvenin sürdürülebileceğine dair inancı. İnsanların buna inanması, sistemin çalışmasının temeli.
Sonuç olarak, bir devlet coğrafyasını değiştiremez; ancak risk algısını yönetebilir. Bugün yaşananlar, güvenliğin mutlak bir durum değil, sürekli yeniden üretilmesi gereken bir kamu hizmeti olduğunu hatırlatıyor.
