Türklük olmadan terörsüz Türkiye olmaz!
Türkiye, bin yılın ötesine uzanan bir millet olma iradesinin en son halkası. Bu irade, tarih sahnesine çıktığı günden beri yalnızca savaş meydanlarında değil; medeniyet inşasında, adalet dağıtımında ve ortak yaşam kültürünün yoğrulmasında da kendini göstermiştir. Selçuklu otağının gölgesinden yükselen devlet aklı, Osmanlı payitahtının mermer koridorlarında şekillenen hukuk anlayışı, Sakarya’nın cephesinde toprağa düşen canların fedakârlığı ve 15 Temmuz gecesi darbe tanklarının önünde duran çıplak ellerin cesareti… Tüm bunlar, aynı zincirin farklı halkaları aslında.
Ve o zincirin en sağlam, en kapsayıcı halkası bin yılın ötesinden bugüne taşınan Türklük mührüdür.
Türklük; yalnızca kan bağı veya soy bağıyla tanımlanan dar bir kimlik değil, bu topraklarda farklı kökenleri, dilleri ve gelenekleri aynı kader çizgisinde buluşturan kurucu iradenin adıdır. Bu irade, Kürt’ü, Çerkez’i, Arnavut’u, Laz’ı, Boşnak’ı, Arap’ı ve diğer tüm unsurları; ortak bir vatanda, ortak bir hukuka, ortak bir geleceğe bağlayan varoluş sözleşmesidir.
Tarihin her döneminde, farklı renkler ve kültürler bu iradenin gölgesinde özgürce var olmuş, millet olma bilincinin ortak potasında yoğrulmuştur. Unutulmasın ki Türklük, bu topraklarda barışın şerefi, birliğin ebedi mayasıdır.
Bugün karşımızda duran “Terörsüz Türkiye” süreci, yalnızca silahların sustuğu bir........
© Yeni Şafak
