menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kelam geleneği (7)

27 0
13.04.2026

Genel olarak İslam düşünce tarihinde büyük dönüşümler, Milâdî on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda görülür. Gazzâlî’yle başlayan değişim süreci kelam ve felsefe tarihi söz konusu olduğunda Fahreddin er-Râzî elinde olgunlaş-mıştır. Kelam tarihinin kendi içindeki değişim sürecinin başlangıcı hakikatte Gazzâlî öncesine uzanır. Fakat Gazzâlî ve Râzî’de görülen dönüşüm, kelam ilmini de aşarak bir bütün olarak nazarî düşünceyi kapsar. Bu iki düşünürün yaptığı şey, gerçekte eski dünyanın hikmetiyle hesaplaşmaktan ibarettir. Eski dünyanın hikmeti derken sadece Yunan felsefesini kastetmiyorum, İslam döneminde bir araya gelip yeniden dirilen Babil, Mısır, Pers, Yunan ve Helen mirasını kastediyorum. Bu miras, İslam döneminde pek çok filozof ve düşünürün katkısıyla yeni dönemin duyarlılıkları ve katkılarını da yansıtacak şekilde dirilip serpilmiştir, nihayet İbn Sînâ elinde son halini almıştır. Yani İbn Sînâ, sûfîlerin ifadelerine öykünerek söyleyecek olursak antik dönemden beri devam bir halkanın, “filozoflar halkasının sonudur” (hatmü’l-felâsife). Artık İbn Sînâ’dan sonra ona benzer düşünürler yetişecek fakat klasik anlamıyla felsefe miadını doldurup yerini yeni bir okuma biçimine bırakacaktır. Bu bağlamda Gazzâlî’yi sadece müstakil düşünürler olarak Fârâbî ve İbn Sînâ eleştirmeni gördüğümüzde onun yaptığı işin boyutlarını gözden kaçırırız. O, Babil’den İslam’a varlığını devam ettiren aklî hikmetle hesaplaşmaya girişmiş, Fahreddin er-Râzî de bu girişimi itmam etmiştir. Bu sebeple Râzî’nin çalışmasının kelama bakan yönü ile felsefeye yönü gerçekte farklı değildir. Her iki alan da amansız bir eleştiri işlemine tabi tutulmuştur.

Gerçekte kelamın da felsefenin de Râzî’nin dayanıklık........

© Yeni Şafak