Kur’ân Günlüğü -4. Cüz-
4. cüzün ilk âyeti, iyi/erdemli insanın önemli özelliklerinden birini (diğerleri için bk. Bakara 2/177 ve 189) zikretmektedir: Sevdiklerinden infak etmek. Âyetin meâli şöyledir: “Sevdiklerinizden infak etmedikçe ‘iyilik’ makamına ulaşamazsınız.” (Âl-i İmrân 3/92). Buna göre, iyi insan sevdiği malından, mülkünden ve herhangi bir dünyalığından vazgeçip onu Allah rızası için infak edendir. Erdemli insana yakışan, en sevdiğinin rızasını kazanmak için dünyevî sevgilerden vazgeçmektir. Malımızla yapabileceğimiz en değerli yatırım, onu infak etmek suretiyle ebedî bir manevî gelire dönüştürmektir. Âyet-i kerîme, infak kültürü hakkında çok önemli bir noktayı vurgulamaktadır: Makbul infak, kıymetli olan bir şeyi vermektir. Değerli olmayan, eskimiş, kıyıda köşede kalmış bir şeyi elden çıkarmak amacıyla vermek, makbul bir infak ve erdemlilik değildir. İnfak edilen şey, ne kadar değerliyse, infak da o kadar değerli ve sevaptır.
Bu âyetin tefsiri bağlamında, Kur’ân’ın sahâbe-i güzîn efendilerimiz tarafından nasıl anlaşıldığını gösteren çok mühim iki rivayet zikredilir kaynaklarda. Enes b. Mâlik’in (ra) üvey babası ve ensârın zenginlerinden olan Ebû Talha (ra), bu âyeti duyar duymaz Resûl-i Ekrem’e (sav) koşar ve “Ya Resûlallah! Duydum ki Allah sevdiklerimizden infak etmemizi istiyormuş. Benim en kıymetli malım Beyruhâ bahçesidir; onu Allah yolunda infak etmek istiyorum.” der. Efendimiz (sav), onun bu davranışını över; aslında kişiye kazandıran malın böyle bir mal olduğunu belirtir ve evlatlarını başkalarına muhtaç bırakmaması için bu bahçeyi varisleri arasında taksim etmesini tavsiye eder. (Buhârî). Benzer şekilde Hz. Ömer (ra) de en değerli mülkünün, Hayber’deki bağı olduğunu söyleyerek onu Allah yolunda infak etmek istediğini Cenâb-ı Peygamber’e (sav) söyler; o da: “Aslını tut; meyvesini infak et.” buyurur. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra), geliri gerekli yerlere infak edilmek üzere o bağı vakfeder (Buhârî). Sahâbe-i kirâmın âyetleri tefsir etmeleri, tatbik etmek şeklinde olmuştur. Onlar, bir âyet duyduklarında, sanki onun ilk muhatabı ve ondaki hükümlerden ilk sorumlu olan kişi kendileriymiş gibi hareket etmişlerdir. Biz de mümkün mertebe böyle okumalıyız Hikmetli........
© Yeni Şafak
