menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İbn Arabî ve İbn Teymiye'yi birlikte hazmedebilmek (3)

30 0
yesterday

İbn Arabî ve İbn Teymiye'yi birlikte hazmedebilmek (3)

Bir yönüyle selefî bir yönüyle sûfî olan, İbn Arabî ve İbn Teymiye’yi birlikte hazmedebilen âlimlerden ilk dikkatimi çeken meşhur müfessir Âlûsî (ö. 1854) olmuştu. Özellikle bu tavrını detaylıca anlayabilmek ve selefîlik ile sûfîlik arasındaki sert tartışmaları hafifletmeye yönelik bir referans noktası olması amacıyla doktora tezimi onun otuz ciltlik “Rûhu’l-Meânî” isimli tefsiri üzerinde yapmak istemiştim; ama nasip olmadı. Ortada çok sert bir selefî-sûfî mücadelesi olmasına rağmen onun bu iki zıt (görünen) anlayışı nasıl mezcedebildiğini anlamak için epey okumalar yapmış, notlar almıştım. Ancak bunları kitaplaştırmak henüz mümkün olmadı.

1802-1854 arasında yaşayan, Bağdat’ta doğup orada vefat eden, tefsirini Sultan Abdülmecid’e takdim etmek üzere 1851’de geldiği İstanbul’da yirmi ay kalan Şihâbuddin Mahmud Âlûsî, hiç şüphesiz devrinin en önemli âlimlerindendir. Âlûsî ailesi Bağdat’ın köklü ailelerindendir ve bu aileden, kendisinden önce de sonra da pek çok alim yetişmiştir. Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Haşim de baba tarafından bu aileye mensuptur. O, selefî bir muhitte yetişip selefî âlimlerden ilim tahsil etmiş olmasına rağmen Nakşibendî şeyhi Hâlid-i Bağdâdî’nin Bağdat’ta olduğu dönemde ona intisap etmiş hatta ondan şeyhlik icazeti almış bir sûfîdir.

Âlûsî, “Rûhu’l-Meânî” isimli tefsirinde İbn Arabî’den -tespit edebildiğimiz kadarıyla- yüz ondan fazla yerde “Şeyh-i Ekber” olarak saygıyla bahseder, onun Füsûs’undan ve özellikle Fütûhât’ından alıntılar yapar. Henüz tefsirinin başlarında Bakara Sûresinin 20. âyetinde “şey” kelimesini açıklarken vahdet-i vücûd meselesine ve İbn Arabî’nin bu konudaki görüşüne temas eder, Teftâzânî’nin Şerhu’l-Makâsıd’daki vahdet-i vücud eleştirisinin zayıf olduğunu söyler. Meseleyi detaylıca açıkladıktan sonra son söz olarak şunu der: “Ben bu konuda sûfîlerin söylediklerine teslim oluyorum” (Rûhu’l-Meânî, 1/181).

İbn Arabi’nin nübüvvetle alakalı bir görüşünü naklettikten sonra “Onun gibiler uzağı yakın görür” (3/73) diyerek İbn Arabi’nin manevî mertebesinin büyüklüğüne işaret eder. İbn Arabî’nin vahdet-i vücûd görüşünün “Allah ile evren aynı şeydir.” şeklinde anlaşılmaması gerektiğini vurgular ve İbn Arabî’nin kendi sözlerinden Allah ile âlemin ayrı şeyler olduğuna dair nakiller yapar (3/209).

Âlûsî, İbn Arabî’den daima “Şeyh-i Ekber kuddise sirruhu” diye saygıyla bahsetmekle birlikte bazen onun görüşlerini nazikçe ve ilmî bir üslupla eleştirir. İbn Arabi’nin cehennem azabının zamanla “azb”e/tatlılığa dönüşeceğine dair sözlerinin naslar çerçevesinde izahının pek mümkün görünmediğini; ancak onun bu kabil görüşlerinin şöyle değerlendirilmesi gerektiğini söyler: “Bu gibi ifadeler, başka bir meşrebe ve bizim gibilere açılmamış........

© Yeni Şafak