Boşu boşunalık
“Sonra yavaş yavaş kayıtsızlık gelip oturuyor böğrüne ruhunun. Kayıtsızlık. Kâinat içinde varlığını hiçliğin içinde yitirmek. Derin bir anlamsızlık. Varlık ile yokluğun farkının silindiği o sınır bölge, bir nevi araf. Varolmak yakıcı; yokluk daha da yakıcı. Yokluk, soğuğun yaktığı gibi yakıyor: Görünmez, sessiz, içten, usul usul. Varlık ise gürül gürül yanan bir alev gibi.
Üç beş gencin ruhuna musallat olsa gene iyi bu anlamsızlık. Her olaya, her duruma, her insana, her yüze sirayet ediyor. Oradan her şeyi renksiz bırakıyor. Bu çağda hepimiz soluyoruz bu havayı.”
Yukarıdaki satırlar, Cins Dergisi’nin mayıs sayısında Mustafa Ulusoy imzasıyla yayınlanacak “Hiçliğin soğuk ateşi” yazısından.
“Hiçbir anlamın anlamlı gelmediği bir anlamsızlığa sıkışıp kaldık” desem bana kulak kesilir misiniz? Bence kesilmelisiniz zira durum bence tam olarak bu hepimiz açısından. Size tuhaf gelecek ama geçtik inancın, milliyetin, ideolojinin, cinsiyetin, ailenin, okulun bir “anlam yaratması” fikrini, artık bana öyle geliyor ki “görünmek, beğenilmek, arzulanmak, para kazanmak, şöhret sahibi olmak, kariyer yapmak” falan gibi “sanal ve ikame anlamlar” bile anlamını yitirmiş durumda insan için.
Bir bakıma Turgenvey’in Rus kilisesine itiraz olarak geliştirdiği “Nihilizm” yahut merkez Avrupa’nın içine düştüğü savaş........
