14 Nisan - 6. Yıl
Zaman…
Unutanlar için uzaklaştırır.
Hakikat için ise yaklaştırır.
Aradan geçen yıllar, bazı isimleri siler.
Bazı fikirleri unutturur.
Ama bazı hakikatler vardır ki, zaman onları örtmez; açar.
İşte o yüzden bugün şunu daha net görüyoruz: Yıllar geçtikçe, onun görkemi daha bariz, daha belirgin hale geliyor.
Bir zamanlar sadece dikkatle dinleyenlerin fark ettiği sözler, bugün hayatın tam ortasında kendini ispat ediyor.
Dün bir uyarıydı…
Bugün bir gerçek.
Dün bir fikir gibi duruyordu…
Bugün bir zaruret haline geldi.
Her geçen yıl,
her yaşanan kriz,
her sarsılan denge,
onun söylediklerini biraz daha görünür kılıyor.
Zaman ilerledikçe unutulmadı…
Aksine, daha çok hatırlandı.
Çünkü hakikat, gecikse de kaybolmaz.
14 Nisan…
Bir tarih değil sadece.
Bir hakikatin daha görünür olduğu gün.
Prof. Dr. Haydar Baş hocamız Hakk'a yürüdü.
Ama onun anlattığı hakikatler yürümeye devam ediyor.
Çünkü o, sadece yaşamadı.
Anlattı.
Uyardı.
Ve en önemlisi, hakikati tarif etti.
Hocamızın en çok üzerinde durduğu meselelerden biri şuydu: İnsan, ölümü anlamadan hayatı anlayamaz.
Ölüm…
Bugün çoğu insan için bir korku, bir bilinmezlik, bir kopuş.
Ama hocamız meseleyi böyle koymazdı.
Derdi ki:
Ölüm bir son değildir.
Bir geçiştir.
Bir yok oluş değil,
bir kavuşmadır.
"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun…"
Allah'tan geldik.
Yine O'na döneceğiz.
Hocamız bu hakikati sadece bir ayet olarak değil, bir hayat perspektifi olarak anlatırdı.
İnsan dediğimiz varlık nedir?
Bir beden mi?
Bir et yığını mı?
Hayır.
Bir cevher vardır.
Bir ruh…
O ruh, bu çamur kalıbın içinde emanettir.
Ve bir gün o emaneti teslim etmek üzere yola çıkacaktır.
Bir anda "öldü" diyoruz.
Peki, giden ne?
İşte o cevher…
İşte o hakiki........
