menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devletin terk ettiği akıl: Köylüyü ürününün efendisi yapmak

18 0
23.08.2026

(Dünden: Türk köylüsünün temel çıkmazını —girdiyi dünya fiyatından alıp ürününü kendi belirleyemediği bir fiyata satmaya mahkûm oluşunu— ortaya koymuş; teşhisi tarafsız bir soruya indirip dört ayrı yapay zekâya sormuştum. Dördü de aynı kapıya çıkmıştı: kooperatif, örgütlülük, fiyat kesinliği. Demek ki mesele bilmemek değil, yapmamaktı.)

Ama ben dört yapay zekânın ortak cevabına bakınca bir kör noktayı da gördüğümü söylemeliyim: Hepsi "köylü örgütlensin" dedi. Doğru bir cevap. Ancak örgütlenmek başlı başına en zor iştir. Şimdi bir köylü düşünün: eğitimi eksik, sermayesi yok, o sene ne ekeceğini bilmiyor, hangi ürünün hangi fiyata gideceğini bilmiyor, doların değerinin ne olacağını bilmiyor, iklimi bilmiyor, malını nasıl pazarlayacağını bilmiyor. Şimdi biz, bu adama "sen örgütlen, sen kooperatif kur, sen depola, sen pazarlık et, sen ihraç et" diyoruz. Denizde boğulan adama "kendine bir sal yap" demek gibi bir şey... Kooperatif bir sonuçtur; onu doğuracak iradenin, sermayenin, bilginin ve organizasyonun bir yerden gelmesi gerekir. Bu yükü, zincirin en yorgun, en yalnız, en donanımsız halkasının sırtına yıkmak çözüm değil, sorumluluğu terk etmektir bence.

O halde soruyu ve tespiti değiştirelim. Soru "köylü örgütlensin mi?" değil, "bu örgütü kim kuracak?" Cevap açık: gıda gibi bir ülkenin en stratejik meselesinde bu işi ancak devlet yapabilir.

Ve işin en can alıcı yanı şu: devlet bunu bir zamanlar zaten yapıyordu. Cumhuriyet'in kurduğu yapılar aslında köylünün örgütlenme sorununu devletin sırtlanıyordu. Süt para etmediğinde Süt Endüstrisi Kurumu devreye girer, piyasadan toplar, köylüyü tüccara mahkûm etmezdi. Et ve Balık Kurumu, hayvanın değerinin altında satılmasını engellerdi. Toprak Mahsulleri Ofisi, açıkladığı taban fiyatla üreticinin elini güçlendirirdi. Yem Sanayi, şeker fabrikaları… Bunlar piyasayı düzenleyen, üreticiyi de tüketiciyi de koruyan sigortalardı.

Sonra ne oldu? Kapitalist-liberal düzen, "piyasalar özgür olmalı" sloganıyla bu aklı devletin elinden aldı. Dünyadaki uygulamaların tersine, Türkiye özelleştirmeye tarımla başladı: 1995–97 arasında Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu ve Yem Sanayi haraç mezat satıldı, hayvancılığı besleyen ana damarlar tek tek kesildi. Üstelik bu tesislerin çoğu işletilmek için bile satılmadı; kimi süt ve et kombinasının yerine alışveriş merkezi yapıldı. Devlet çekildi, köylü serbest piyasanın insafına terk edildi ve o "özgür" piyasada, milyonlarca yalnız köylü, birkaç güçlü tüccarın ve ithalatçının karşısında ezildi. Kendine yeten ülke, ithalatçı ülkeye dönüştü.

Peki neden devlet? Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Model'inde tarım meselesini basitçe, yalnızca "çiftçiye destek verelim" seviyesinde ele almamıştı. Sorunun tam merkezine, bizim bugün tarif ettiğimiz o güçsüzlüğü koymuştu: çiftçinin fiyatı belirleme gücü yoksa, üretici gerçek anlamda üretimin sahibi değildir.

Milli Ekonomi Model'inin tarım politikasında ürün fiyatlarının üreticilerin oluşturduğu kooperatifler üzerinden çiftçiler tarafından belirlenmesi öngörülüyordu. Devlet ise bunun yanında destekleme mekanizmasını ve pazar garantisini sağlayacaktı. Böylece çiftçi hem piyasa fiyatından hem de devlet desteğinden yararlanacaktı.

Çünkü burada devletin görevi köylünün yerine fiyat dikte etmek değildir. Devletin görevi, köylünün fiyat belirleyebilecek güce ulaşmasını sağlamaktır.

Prof. Dr. Haydar........

© Yeni Mesaj