Yazıklar olsun kendini kandıranlara…
Ömrünü hak davaya adadığını iddia etmek ayrıdır, yaşantısı, ameli ile son nefese kadar bunu göstermek ayrıdır. Yarabbi sana giden vuslat yolunda nefsimle olan mücadeleye hazırım diyen insan, iddiada bulunmaktadır.
Allah'a kavuşma noktasında nefsi ile mücadeleye hazır olduğunu iddia etmektedir. Eğer dediğinde samimi ise kul bu iddia ile seyr-i süluk yoluna girmiş olur.
İnsan-ı kâmile tam bir teslimiyetle başlayan bu yolda teslimiyet, istikamet ve hizmet yüce Allah'adır. Teslim olduğunu iddia eden bir insan nasıl olur da terbiyecisi olan insan-ı kâmile ayrı arkasındansa ayrı hareket eder. İnanan insanın yüzü bir olur. Birkaç yüzü olmaz. 40 yıl hizmet edersin bir gün şaşarsın imanın gider. Allah'ın yolu ile davası ile dalga geçilmez.
Dünya kadar ilmin olsa kitap yüklü merkep olmaktan öteye gidemezsin. Bu mübarek yol her türlü hatayı affeder ancak niyet hatasını asla affetmez. Allah'ın velisine yalan konuşmak ile onun Rabbine yalan konuşmak arasında ne fark var.
Peygamber varisini aldatmak ile Peygamberi aldatmak arasındaki fark ne? Hem Yüce Allah'ın, hem Habibullah'ı Muhammed Mustafa (s.a.a)'in varisleri olan Allah'ın dostlarıyla dalga geçmek ile yüce Allah (c.c) ile dalga geçmenin ne farkı var. Sonuçta Allah'ın velileri adı üstünde Allah'ın velisi. O'nun velisi ha onu aldattın, ha vekilini. Adam olan hizmet ettiği yere ihanet etmez.
Millet, Allah dostunun ayağını koyduğu yeri öpüyor, iz koyduğu yere yüzün sürüyorken onun kokusunun sindiği mekânlarda yıllarca oturup sonra o mekânlarla dalga geçer mi? O mekânları kendi nefsi çıkarları için kullanıp işi bitince o mekânlara ateş........
