Hayalden zorunluluğa: Türkiye–Avrupa dengesi
Bazı devlet politikaları seçim kaybedince değişir. Bazıları ise savaş çıkınca gerçek yüzünü gösterir.
Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi uzun yıllar boyunca bir çağdaşlaşma projesi olarak anlatıldı. Televizyon ekranlarında, seçim meydanlarında ve diplomasi masalarında aynı cümle tekrar edildi: "Türkiye'nin yönü Batı'ya dönük." Avrupa Birliği üyeliği; daha güçlü ekonomi, daha sağlam hukuk sistemi ve daha demokratik bir gelecek umuduyla birlikte konuşuldu.
Bugün ise o eski heyecandan geriye pek fazla şey kalmadı. Ne toplumda eski üyelik coşkusu var ne de siyasette aynı kararlılık hissi. Bu yüzden birçok kişi aynı soruyu soruyor: Ne oldu o yıllarca "devlet politikası" denilen hedefe?
Aslında ortadan kaybolan şey politika değil, ona yüklenen anlam oldu.
Bir dönem demokrasi ve ortak değerler üzerinden yürüyen ilişki, bugün güvenlik raporları, enerji hesapları ve kriz senaryoları üzerinden konuşuluyor. Çünkü dünya değişti; dünya değişince ülkelerin birbirine duyduğu ihtiyaç da değişti.
Rusya-Ukrayna savaşı bu dönüşümün en sert kırılma noktalarından biri oldu. Avrupa uzun yıllardır kurduğu güvenlik ve enerji dengesinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Enerji maliyetleri yükseldi, ekonomik baskı arttı, toplumsal huzursuzluk derinleşti.
Savaş aynı zamanda şunu da gösterdi: Haritada uzak görünen krizler, birkaç ay içinde insanların mutfağına kadar ulaşabiliyor.
Artan hayat pahalılığı, enerji kaygısı ve........
