Büyüklerin fırtınası, küçüklerin tsunamisi
Ekonomi artık sadece rakamlarla anlatılmıyor.
Zaten rakamlar da gerçeği anlatmaya yetmiyor. Çünkü kağıt üzerindeki büyüme oranlarıyla, sokaktaki küçülme aynı anda yaşanabiliyor. Ekranlarda "denge", "program", "iyileşme" gibi kelimeler dolaşırken; çarşıda bambaşka bir dil konuşuluyor: "Dayanabilir miyiz?"
Bugün büyük şirketlerin yaşadığı kriz, kamuoyuna "yönetilebilir bir süreç" olarak sunuluyor. Konkordatolar, yapılandırmalar, finansal manevralar… Hepsi bir şekilde sistemin içinde çözülmeye çalışılıyor. Peki ya sistemin en dışında kalanlar?
Onlar için ne bir masa kuruluyor ne de bir yol haritası çiziliyor.
Çünkü küçük esnaf, bu ülkede en çok konuşulan ama en az korunan kesimlerden biri.
Bir fabrika kapandığında, haber değeri vardır. Bir holding zor duruma düştüğünde, manşet olur. Ama bir sokakta üç dükkânın aynı hafta içinde kepenk indirmesi kimsenin gündemine girmez. Oysa gerçek yıkım tam da orada başlar.
Bu bir çöküş hikâyesidir. Ama sessiz bir çöküş.
Zincirleme bir yıkım yaşanıyor. Büyük işletmelerdeki daralma, küçük esnafı doğrudan vuruyor. Tedarikçi ödeme alamıyor, esnaf mal alamıyor, vatandaş alışveriş yapamıyor. Çark dönüyor gibi görünüyor ama aslında içten içe kilitlenmiş durumda.
Bugün çarşıları dolaşın. Eskiden kalabalıktan yürünmeyen sokaklarda şimdi boşluk yankılanıyor.........
