menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kitap Analizi: Ayrılık Çeşmesi: Bir Neyzenin Yolculuğu

6 0
13.04.2026

Hatırat (Anılar) ister biyografi isterse otobiyografi çalışması olsun kültür için önemli eserlerdir. Ancak bu çalışmaların kaynak olabilmesi için süzgeçten geçmesi gerekir. 

Sabahattin Zaim hocamız otobiyografisini yazarken ben dahil pek çok öğrencisine şu soruyu sormuştu: Bazı kişiler hakkında olumsuz kanaatlerimiz var. Bunları yazarsak belki kendisi veya çevresi incinebilir, ama yazılmazsa gerçekler gizlenmiş sayılır. Bu durumda ne yapılabilir? Biz de hocamızın yazmaktaki kabiliyetinden hareketle “siz sehl-i mümtenide (zor konuları kolay ifade etmede) mahirsiniz” diyerek kanaatimizi belirtmiştik. 

Adeta burada Hadis Usulü İlmini takip ederek önce ravilerin sika ve adl vasıfllarının değerlendirilmesi yani rical ilmi, sonra metinlerin gözden geçirilmesi cerh ve tadili takip edilebilir. Bu alanda yükseköğretimde dersler vardır. Tavsiyemiz bu alandaki çalışanların Hadis Usulünü incelemeleri… Bir sosyal medya mecrasında aşağıda kısaca ele aldığımız kitabın tavsiyesi yapılmıştı. 

Bizim de ilgimizi çektiğinden kitabı okuma ve değerlendirme fırsatımız oldu. Yazarı halen hayatta olduğunu öğrendiğimiz kitapta bazı şahıslar hakkında itham boyutunda ifadeler yer aldığından bunları güvendiğimiz kişilere sorduk ve bu görüşleri de yazıya ilave ettik. Belki yazar kitabını yeniden değerlendirip tashih eder veya kitabı okuyanlar eğer bu yazıya ulaşabilirse bunu da dikkate alırlar. Dedesi büyük neyzen Süleyman Erguner, babası Ulvi ve kardeşi Süleyman Erguner gibi kendisi de neyzen olan Kudsi Erguner’in hatıratı ve görüşleri “Ayrılık Çeşmesi Bir Neyzenin Yolculuğu” adıyla Fransızcadan sonra Türkçeye çevrilmiş (İletişim yayınları, İstanbul, altıncı baskı 2010). 

Ayrılık Çeşmesi şimdi Kadıköy sınırları içinde, İstanbul’dan çıkanların ve girenlerin uğurlama ve karşılama yeridir. Ayrıca Mesnevi’nin ilk beyitlerinde kamışlıktan ayrılan ney yani insanın ayrılığı anlatılır. Kitabın ismi de buna atfedilir. Yazar hayatını ve ailesinin kısa bir hikayesini sufi müziği, Mevlevilik ve Türkiye’deki bazı tarikatlar çerçevesinde dile getirir. Bunun için dikkati çeken bazı konuları not edelim:Yazar, Osmanlı kültürüne sahip bir aile içinde 1952 yılında doğmuş, bir süre İtalyan ortaokulunda okumuş sonra Pertevniyal Lisesi’ni bitirmiştir. İstanbul’da yaşadığı dönemin sosyal hayatını resmeder, tabii ki günümüzden çok farklı… Erguner, müzik ve güzel sanatlar üstadlarıyla küçüklüğünde irtibat kurma imkanı bulmuştur.

 Ama ülkenin sanat anlayışına örnek olarak, TRT Çocuk Korosuna gittiğinde yaşadığı bir örnekle dönemin kültür politikasını anlatır: kendisi çocuk korosunda ney üflemeye, arkadaşı piyano çalmak üzere gittiklerinde müdür kendisini reddeder, gerekçesi ney üflemeyi geri kalmış bir müzik olarak nitelemesidir. 30 Kasım 1925 tarihinde Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine Ve Türbedarlıklar İle Bir Takım Unvanların Men Ve İlgasına Dair Kanun ve 25 Kasım 1925 tarihinde Şapka İktisası Hakkında Kanun kabul edilmiştir. Erguner, bu kanunlardan dolayı milli müziğin uzun süre icra edilemediği, Mevlevi ayinlerinin yapılamadığını vurgular. Hatta Anadolu’nun birçok yerinde bulunan Mevlevihanelerde artık unutulduğunu, ayinlerin de gösteriye dönüştüğünü belirtir. 

Konya’daki Mevlevi ayinleri konusunda bilgi verirken; 1954-55 yıllarında bir Amerikan heyeti Mevlevilik hakkında bilgi almak üzere Mevlana müzesini gezmişler, onların sorularına cevap verilememiş ancak onlar için bir konser düzenlenmiştir. Bunu fırsat bilen dönemin Konya Belediye Başkanı (ismi verilmiyor) basketbol sahasında 17 Aralıkta bir ayin düzenleme kararı almıştır. 

Ancak o dönemde Konya’da bunu yapacak kişi olmadığından İstanbul’dan Kenan Rufai ve cemaati Mevlevi kıyafetleri diktirmişler, Konya’ya gelmişler. Gün gelince dönemin Konya valisi ekibi çağırarak, “Eğer birinizin Allah dediğini görür veya hissedersem derhal iptal ederim” diye tehdit etmiştir. 27 Mayıs ihtilaliyle ayinlerin şekli yeniden değişmiş, daha sonra Feyzi Halıcı’nın kurduğu Konya Turizm Derneği işe el atmıştır. İstanbul ile Konya orasındaki bazı olaylardan da bahseden yazar son haliyle Mevlevi ayinlerinin gösteriye dönüşmesi ve turizme alet edilmesini eleştirir. (Yukarıdaki iki temel devrim yasasına rağmen Mevlana törenlerini artık Devlet kendisi düzenlemektedir.)

Ney sanatçısı olma yanında Paris’te mimarlık da okuduğunu belirten Erguner, mimari konulardan fazla bahsetmez. Türkiye dışında Paris, Londra ve Amerika’da Mevlevi ayini turneleri hakkında bilgi verir. Bu arada bilinen bazı şahsiyetler hakkında da dilini fazla tutmadan kanaatini belirtir. “Mevlana’nın eserlerini İngilizceden Fransızcaya aktardığı için Türkiye’de neredeyse İslam evliyası mertebesine çıkartılan Eva Meyerovitch’in reenkarnosyona yani yeniden doğuşa inandığını, bu yanıyla daha ziyade Hindu dinine yakın olduğunu hayretle gördüm”. Eva (Havva) hanımın mezarının Fransa’dan Konya’ya getirilmesi girişimlerinde Selçuk Üniversitesi Fransızca bölümünden Prof. Dr. Abdullah Öztürk’ün teşebbüsü, Konya Büyükşehirden Ercan Uslu beyin çalışmaları oldu.

 Hafız, musikişinas Dr. Ahmet Çalışır’a kanaatini sorduğumuzda, yukarıda yazarın ifadelerine tezat olarak Havva hanımın İslam ile müşerref olduğunu söyledi. Ben de şahsen kanaat getirdim. Allah rahmet eylesin, Konya’ya Hazreti Pir’in dergahına hoş geldi Eva (Havva) hanım… Yine Karagümrük tekkesinde Muzaffer Ozak’ın faaliyetleri ile ABD’deki tasavvuf faaliyetleri anlatılır, ama olumlu ifadeler fazla yoktur, İsrail’e karşı Müslümanların mücadelesini haksız bulma gibi… Bu konu da tahkike muhtaçtır. Ayrıca Çelebiler hakkındaki kanaatlerini kısaca Neslipir Çelebi Sayar ile değerlendirdik, bu konu da düzeltilmesi gereken yerler vardır. 

Yazar, çevresindeki tasavvuf akımlarıyla ilgili kanaatini de yanlış anlamaların kaynağını, insanları anlamak istediklerinin anlamalarını gerekenle aynı olmaması olarak açıklar. Ayrıca tarikatların kapatılması ve silsile geleneğinin bozulmasını sonuçlarını da kendi çevresinden örneklerle ifade eder. Türkiye’nin, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinden miras kalan çok rafine ve zengin bir müzik mirasına sahip olduğunu belirtir. Etno ve World müzik konusunda da çalışmaları, yurtdışıda kurduğu Mevlevi toplulukları hakkında bilgi verir. 

Mevlevi ayinleri/törenleri hakkında da yazarın kanaati şöyledir: “Kanımca Mevlevi tarikatını yeniden kurmak mümkün değildi, ama kurduğum topluluğun, yapacağı kültür çalışması en azından yozlaşmayı önleyecek, belki de daha ileride bu yolu tekrar açarak yeni insanların yetişmesine ortam hazırlayacaktı.” Nasıl Fransızlar, Almanlar, İngilizler klasik kültürleri arasında bağ oluşturarak Avrupa kültürü oluşturuyorlarsa müzikte ulus anlayışının aksine Türk, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan farklı toplumlara mal edilmek istenen aslında ortak bir medeniyetin ve tarihin ürünü olan müzik kültüründen yanadır. 

Kendisi alanında ulusal sınırları aştığı ispatlı olan kitabın yazarının otobiyografi yazım disiplinine biraz dikkat etmesi beklenir.  


© Yeni Meram