Brüksel’den Kıbrıs’a bakış…
Avrupa’nın başkentinden Kıbrıs’a bakış…
“Bazı yabancılar bize nasıl bakıyor”u da analiz etmeye çalıştık…
Bu arada önemli iki soru var;
Önce şu saptamayı yapalım; Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü ile ilgili olarak “sorumlu şu kişidir, bu devlettir” diye birilerini veya bir ülkeyi suçlamak kesinlikle doğru değil.
Geçmişin yanlışlarını ve suçlarını konuşmanın bence fazla bir faydası yok; içinden çıkamayız!
Geleceğe bakabiliyor muyuz peki?
Geçmişin kirine saplananlar hala o kirin hesabı ve tabii ki o kirden kaynaklı çıkarlarından çok mutludur da ondan tabii ki!
Kıbrıs sorunu çözümsüzdür çünkü tüm ilgili tarafların “haklı veya haksız” olabildiği duruşları, pozisyonları vardır…
Yanlış olan şu taraf!
Ancaaaaak; yine de Avrupa’dan bakışta en çok suçlanan ne yazık ki Türkiye’dir!
Ortada haksız ve acı bir gerçek var!
Mesela Avrupa Parlamentosu’nda 6 Rum vekil bulunuyor ve bunların en az beş tanesi sürekli olarak Türkiye’nin Ada’daki pozisyonunu gündeme taşıyor, bu konuda konuşuyor ve örneğin kayıplar konusunun sadece Rum kayıplar konusu olduğu alçaklığından, EOKA’nın kuruluş gününü kutlamaya kadar Parlamento yönetimini etkileyebiliyor, manipüle edebiliyor!
Kıbrıs’la ilgili taraflar içerisinde Türkiye’yi “işgalci” görenlerle “işgalci olmasa bile çözümü en çok engelleyen” olarak görenler ciddi çoğunlukta…
Bu tabii ki Türkiye’nin de oralarda çok etkili olmamasından kaynaklanabiliyor…
Türkiye’yi savunacak kimse yok!
KKTC’yi savunacak mı?
Dediğim gibi, Türkiye’nin de elbette bir bildiği var ve “suçlandığı” birçok konuda, kesinlikle masaya koyacağı “argümanı” bulunur! Ama örneğin Avrupa Parlamentosu veya Avrupa Komisyonu ve Avrupa Konseyi gibi platformlarda bulunmaları mümkün değil…
Hah işte burası çok önemli!
Avrupa Başkenti’nde birçok züppe ya da iyi insan ve “ondan da eminim” kesinlikle Nikos Hristodulidis, masaya oturulmasını istiyor…
Masadan korkmamak ve kaçmamak şart!
Bu noktada, Ersin Tatar’a ve Ankara’ya karşı seçim zaferi kazanan Tufan Erhürman’dan “masaya kesin oturacak” beklentisi söz konusuydu… Ancak şu anda “Ankara’ya karşı da zafer kazandı” demekten bile çekiniyoruz çünkü bu ifade Türkiye’deki karanlık insanlara ağır yenilgiyi hatırlatabiliyor…
Şu saptamayı yapmak şart oldu; açıkçası, seçildiği günden bu güne Erhürman’dan beklentiler, “pek” gerçekleşmedi… Daha aktif olabilir miydi?
Erhürman’ın dönüşümlü başkanlık, takvim ve masadan kalkanın cezalandırılması gibi “şartları”, ne yazık ki Avrupa’da konuya yakın kişilerce “pek tutulmadı”…
Daha........
