menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kronik enflasyonun yapısal kökleri

29 0
13.06.2026

Son zamanlarda TCMB’nin dezenflasyon programına yönelik eleştiriler arttı. Çıkarları birbiriyle çelişen gruplar bile bugün faizlerin çok yüksek olduğu şikâyetinde birleşiyor. Halbuki, salt sıkı para politikasıyla enflasyonu düşüremezsiniz, düşürseniz bile toplumsal maliyeti uzun ve büyük olur. Türkiye’nin kronik enflasyonu, para politikasının teknik hatalarından çok, potansiyel büyüme hızını artırmadan fiilî büyüme hızını zorlayan tarihsel-siyasal büyüme rejiminin sonucudur.

Türkiye’de enflasyon çoğu zaman günlük fiyat artışları, Merkez Bankası faiz kararları veya döviz kurundaki hareketler üzerinden tartışılıyor. Elbette bunların hepsi önemlidir. Fakat Türkiye’nin enflasyon meselesi yalnızca para politikasının teknik hatalarıyla açıklanamayacak kadar derin ve tarihsel bir sorundur. Türkiye’de enflasyon, üretim yapısından siyasal rekabete, kentleşme biçiminden toplumsal değerler sistemine kadar uzanan geniş bir yapısal zemine sahiptir.

Bu yazıda anlatmak istediğim temel fikir şudur: Türkiye’nin kronik enflasyonu, para politikasının teknik hatalarından çok, potansiyel büyüme hızını artırmadan fiilî büyüme hızını zorlayan tarihsel-siyasal büyüme rejiminin sonucudur. Başka bir ifadeyle Türkiye, uzun vadeli üretim kapasitesini, verimliliğini, eğitim seviyesini, enerji ve ara malı üretimini yeterince artırmadan; kısa vadeli kredi, kamu harcaması, dış borç ve rant mekanizmalarıyla daha hızlı büyümeye çalıştıkça enflasyon da tekrar tekrar geri dönmektedir.

FİİLİ BÜYÜME VE DOĞAL BÜYÜME ARASINDAKİ FARK

Her ekonominin bir fiilî büyüme hızı, bir de doğal ya da potansiyel büyüme hızı vardır. Fiilî büyüme, belli bir yılda ekonominin gerçekten ne kadar büyüdüğünü gösterir. Doğal büyüme hızı ise ekonominin mevcut sermaye stoku, işgücü niteliği, teknoloji düzeyi, verimlilik kapasitesi, enerji ve ara malı yapısı, kurum kalitesi ve dış denge koşulları altında enflasyon yaratmadan sürdürebileceği büyüme hızıdır.

Bir ülke fiilî büyüme hızını, doğal büyüme hızının üzerine geçici olarak çıkarabilir. Bunu kamu harcamalarını artırarak, bankacılık sistemini kredi genişlemesine zorlayarak, düşük faiz politikası uygulayarak, dış borçlanmayı hızlandırarak veya kur üzerinde baskı kurarak yapabilir. Kısa vadede ekonomi canlanır, tüketim artar, inşaat hızlanır, ithalat büyür, işsizlik bir miktar düşer. Fakat bu büyüme üretim kapasitesindeki kalıcı artışa dayanmıyorsa, bir süre sonra iki kanaldan geri döner.

Birinci kanal enflasyondur. Talep artışı, milli geliri toplam üretim kapasitesinin üzerine çıkardığında fiyatlar yükselir. Türkiye gibi üretimi yüksek oranda ithal girdiye ve enerjiye bağlı ülkelerde bu süreç daha da sert işler. Talep genişlemesi ithalatı artırır, ithalat döviz talebini yükseltir, döviz kuru üzerindeki baskı fiyatlara yansır. Böylece enflasyon yalnızca talep fazlasından değil, aynı zamanda kur, ithal maliyet ve beklenti kanallarından beslenir. Enflasyon yükseldikçe de gelir dağılımı bozulur. Sabit gelirli, ücretli, emekli ve küçük tasarruf sahibi kaybeder; varlık sahibi, fiyatlama gücüne sahip olan ve borcunu enflasyonla eriten kesimler kazanır.

İkinci kanal cari açık ve dış borç birikimidir.........

© Yeni Birlik