menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İmparatorluk kurmanın bedeli: Fatih’in ardından neden Bayezid geldi?

21 0
06.06.2026

Fatih’in bir askeri ve örgütçü deha olduğu tartışılmaz. Fatih olmasaydı bugünkü Türkiye de, bugün bildiğimiz haliyle Türk – Osmanlı medeniyeti de olmazdı. Ancak Fatih kendi çağındaki halk, yani bizim büyük dedelerimiz için, hiç de bize ifade ettiği değerleri temsil etmiyordu. Fatih dönemi onlar için savaşlar, sürgünler, ağır vergi yükü ve enflasyonla özdeşleşmişti. Her büyük kurucu iktidar, eski düzeni yıkarak yeni bir devlet kurar; fakat bu yıkım savaş, vergi, kamulaştırma, enflasyon, hukuki baskı ve toplumsal rıza kaybı üretirse, toplum sonunda yeni bir Fatih değil fakat barışçı ve filozof bir Bayezid ister. 

Fatih Sultan Mehmet Han, Osmanlı tarihinin en büyük kurucu hükümdarıdır. İstanbul’u fethetmiş, Osmanlı’yı bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp cihan imparatorluğu iddiasına taşımış, devleti merkezîleştirmiş, orduyu dönüştürmüş, hukuku yeniden düzenlemiş ve İstanbul’u yeni bir imparatorluk başkenti olarak inşa etmiştir.

Fakat tarihte büyük kuruculukların her zaman bir de bedeli vardır. Birinci yazıda Fatih’in entelektüel şahsiyetini, askerî dehasını ve imparatorluk aklını ele aldık. Şimdi aynı dönemin öteki yüzüne bakmak gerekir. Çünkü Fatih dönemi yalnızca fetihlerin, medreselerin, kanunnâmelerin, topların ve imparatorluk ihtişamının dönemi değildir. Aynı zamanda uzun savaşların, ağır mali yüklerin, para düzenindeki bozulmaların, vergi artışlarının, mülkiyet ilişkilerine sert müdahalelerin ve toplumsal rıza kaybının da dönemidir.

Bu yüzden Fatih’i gerçekten anlamak için şu soruyu sormak gerekir: Osmanlı’yı imparatorluk yapan büyük kurucu hamle, toplumun hangi kesimleri üzerinde nasıl bir yük oluşturdu? 

SAVAŞ EKONOMİSİ VE YORGUN TOPLUM

Fatih’in saltanatı neredeyse kesintisiz bir seferler dönemidir. İstanbul’un fethi, Sırbistan, Mora, Trabzon, Bosna, Eflak, Arnavutluk, Karaman seferleri, Akkoyunlu mücadelesi, Ege ve Karadeniz siyaseti, Venedik’le uzun savaşlar, donanma harcamaları, topçuluk, kaleler, yollar, kuşatmalar ve imparatorluk başkenti olarak İstanbul’un yeniden inşası…

Bütün bunlar yalnızca askerî başarılar değildir; aynı zamanda çok büyük maliyet kalemleridir.

Bir devlet savaşla büyürken yalnızca askerî gücünü değil, mali kapasitesini de son sınırına kadar kullanır. Ordunun beslenmesi, yeniçerilerin ulufeleri, top dökümü, kale yapımı, donanma, sefer lojistiği ve başkentin imarı için sürekli gelir gerekir. Fatih döneminde devletin mali baskıyı artırması bu çerçevede anlaşılmalıdır.

Akçenin sık sık yenilenmesi, para düzenindeki bozulmalar, halkın elindeki eski paranın daha düşük değerle değiştirilmesi, vergi yüklerinin artması ve bazı temel malların mali denetim altına alınması bu savaş ekonomisinin sonucudur. Bugünün diliyle söylersek, Fatih’in imparatorluk projesinin bir enflasyonist ve vergisel maliyeti vardı.

Elbette bu maliyet bir yerden karşılanacaktı. O yer de toplumdu.

Büyük tarihsel projelerin romantik anlatılarında fetihler, zaferler ve kahramanlıklar öne çıkar. Fakat sıradan insan açısından fetih, çoğu zaman daha fazla vergi, daha fazla askerî yükümlülük, daha pahalı hayat, daha sıkı devlet denetimi ve daha az nefes alma imkânı demektir. Fatih’in çağında da mesele büyük ölçüde buydu. Devlet büyürken toplum yoruluyordu. 

MERKEZÎ DEVLET VE MÜLKİYET DÜZENİNE MÜDAHALE

Fatih’in en önemli tarihsel hamlelerinden biri, Osmanlı devletini gerçek anlamda merkezî bir imparatorluk haline getirmesidir. Ancak merkezîleşme yalnızca idari bir mesele değildir. Merkezîleşme aynı zamanda mülkiyet........

© Yeni Birlik