Milân Dağı’ndan, Süphan Dağı eteklerine bir yolculuk
Kış ayları bastırdığında, bu göçer aileler hayvanlarıyla birlikte kışlaklara çekilirler. Soğuğun sert yüzüne karşı dayanışma, sabır ve kanaatle direnirler. Aynı çadırı paylaşan insan ve hayvan, aslında bir rızık yolculuğunun iki yolcusudur. Burada hayat, şehirlerin karmaşasından uzak sade, ağır ve anlamlı akar. Mayıs ayının on beşinden itibaren göçebeler için adeta tabiat yeniden nefes almaya başlar. Karların çözülmesi, otların yeşermesiyle göç vakti başlar.
Göçerler için bu sadece bir yer değiştirme değil, aynı zamanda bir diriliştir. Yollar hazırlanır, çadırlar toplanır, sürüler önlerine katılır. Yön Süphan Dağı eteklerine çevrilir. Yaklaşık bir ay yolculuk devam ederdi… Son zamanlarda yöntem değişti hayvanları, çadırları, kamyonlarla; aile bireyleri ise minibüslerle yaylaya göndermeye başladılar. Onlar için hayat şartı eskiye nazaran kolaylaşmış ise de gene de göçebe hayatı adı üzerinde...
Ahlat, Adilcevaz ve Tatvan civarındaki yaylalar, göçerlerin yaz yurdudur. Bu yaylalar sadece serin bir sığınak değil, aynı zamanda bereketin, emeğin ve üretimin mekânıdır. Dört- beş ay boyunca burada hayat yeniden kurulur. Kadınlar sütü peynire çevirirken, erkekler sürülerin bakımını üstlenir. Herkesin bir vazifesi vardır ve bu vazifeler hayatın düzenini sağlar.
Göçebelerin başlıca gelir kaynakları koyunlardan elde edilen sütle yapılan peynir, yetiştirilen erkek kuzuların satışı ve koyun kırpım sonucu elde edilen yündür. Bu üç temel unsur, hem günlük geçimlerini........
