Kozmopolit maskeler ve küresel oyun
Üçü de Müslüman kimlikli, göçmen kökenli ve sol-liberal çizgide yükseltilen figürler. Batı medyası onları “çeşitliliğin zaferi,” “demokrasinin olgunluğu” ve “hoşgörünün sembolü” diye parlatıyor. Fakat bu parlak vitrinin arkasında, hürriyeti ve demokrasiyi tahkim etmek yerine küresel düzenin yıpranmış imajını onarmaya yarayan bir kozmetik manzara duruyor. Bu üçlü, Marksist söylemle konuşup küresel sisteme fiilen hizmet eden bir görüntü verirlerken, hem hürriyeti ve demokrasiyi boşaltıyorlar, hem de Batı’da milliyetçi tepkileri ve ırkçı refleksleri kabartıyorlar.
Mamdani bunun tipik örneği. New York’ta “demokratik sosyalist” etiketiyle öne çıkarılan genç siyasetçi, söyleminde Sanders çizgisinin kalıplarını tekrarlıyor: “İrkçılıkla mücadele,” “göçmen hakları,” “sosyal adalet”... Aile geçmişi Marksist akademik çevrelerle iç içe. Fakat bütün bu retoriğe rağmen, küresel finans sistemine, NATO’nun savaş politikalarına veya büyük teknoloji tekellerine yönelik ciddi bir itirazı yok. Sol görünümlü bu dil, pratikte düzenin dışına çıkmayan bir sadakat çizgisine dönüşüyor. Bu, ideolojik bir münafıklık hâli: lafta devrimcilik, icraatta sistem itaatkârlığı.
Rotterdam’da uzun yıllar görev yapan Aboutaleb’in durumu da farklı değil. “Çalışın, kurallara uyun, disiplinli olun” söylemiyle göçmenlere ayar veren bu figür, liman kapitalizmi ve küresel ticaretin merkezindeki şehrinde adalet ve eşitsizlik meselelerini ikinci plana itiyor. Sınıfsal dertler, performans ve güvenlik odaklı teknik belediyeciliğin içinde buharlaşıyor. Böylece belediye, halkın haklarını savunan bir makam olmaktan çıkıp, küresel sermayenin ihtiyaçlarına uyumlu bir yönetişim birimine dönüşüyor.
Londra’nın belediye başkanı Khan ise kimlik siyaseti ve çeşitlilik söylemleriyle sürekli öne çıkarılıyor. İslamofobiye ve aşırı sağa karşı sert cümleler kuruyor; fakat Londra’yı kiraların patladığı, emlak........
