“Fesâd-ı ümmet” zamanı (1)
Çünkü, bütün müfsid cereyanları susturup dağıtacak derecede kuvvetli iman dersini veren bir davamız var. Kezâ, tam bir azim ve kararlılık içinde omuz omuza yürüdüğümüz ihlâslı, sadâkatli arkadaşlarımız var. İşte bu iki büyük nimetimiz, çeşit çeşit muarızlara ve entrikalara rağmen, yüz senedir hiç mağlup edilememiştir.
Biz burada meselenin ne derece zor olduğunu ve mücadelenin de aynı nisbette çetin olduğunu nazara vermek sûretiyle, ehl-i imanı kemâl-i ciddiyet içinde ve teyakkuz hâlinde olması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyoruz.
Söz konusu “fesâd-ı ümmet” devresini gösteren işaret ve alâmetlerin listesi uzundur. Zihinlerden canlandırma adına, bunlardan birkaç tanesine kısaca temas edelim.
Birincisi; en başta dinsizlik fâciası, imânsızlık âfeti, ahlâksızlık felâketi başını almış gidiyor. Bu tehlikeli vaziyet, İslâm cemiyeti içinde dahi had safhaya varmış durumda. İslâm tarihinin hiçbir devresinde böylesine bir “manevî buhran” yaşanmadı. Bunun çaresine ciddiyetle eğilmeli. Bizi hiç yanıltmayan gözlem ve tesbitlerimize göre, Kur’ân’ın malı olan Risale-i Nur’u anlayarak okuyanlar, kendini bu tehlikelerden en ziyade koruyanlar oluyor.
İkincisi; Ehl-i imandan olan bazı kimseler, maalesef, gayr-ı müslimden de beter bir hayata tâlim ediyor. Bakıyorsunuz, adam mü’min olduğu halde içki içiyor, kumar oynuyor, zinayı kanıksıyor, alışverişte hile yapıyor, müşteriyi kazıklamaya çalışıyor, sözünde durmuyor, pis ve küfürlerle ağzından âdeta lağım akıyor. Bu hâl, yağ gibi kıymetli bir malın bozulmasıyla zehirli maddeye dönüşmesi gibi, bozulan bir Müslümanın da gayr-ı müslimlerden daha fenâ bir hâle sukût ettiğini........
