menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Risale-i Nur ''halis Türkçe''dir...

22 0
26.03.2026

Nâdânca isnadlardan biri de Bediüzzaman’ın telif ettiği altı bin sayfayı aşkın Kur’ân tefsiri “Risale-i Nur dilinin ağır-ağdalı olduğu” hatta “anlaşılmadığı” iftirasıdır. Soruyoruz: Anlaşılmayan bir eser nasıl olur da milyonlarca insan tarafından okunur?

TARİHTE “BEDİÜZZAMAN” ÜNVÂNLI İSLÂM ÂLİMLERİ…

Hulâsa, ayetin tefsirini, hadisin te’vilini bilen İslâm uleması, ilimlerini takdir ettikleri asırdaşları âlimlere “Bediüzzaman” ünvanını vermişler.

Kur’ân ve Sünnete uygun olarak insanlar içinde hârika ve kendine has hususiyetleri olan acip ve garip şahsiyetleri bu ünvânla vasıflandırmışlar.

Meselâ, Arap edebiyatında önemli bir âlim olan Bediüzzaman el-Hemedanî (v.398/1008) için bu lakap kullanılmıştır. Bu büyük zat için “Arap edebiyatının sırrına ve özüne Bediüzzaman kadar vâkıf, onun gibi harika ve veciz bir üslûba sahip kimse ne görüldü ne de böyle birinden bahsedildi. O son derece şaşırtıcı ve daha önce bilinmeyen bir edebî üslûba sahipti” tanımı yapılmıştır.

Keza büyük bir bilim adamı olan “Bediüzzaman Ebu’l-İzz İsmail el-Cezerî” (12.-13. yüzyıl) ve İranlı âlim “Bedîüzzaman Fürûzanfer” (v.1970) gibi âlimler de bu ünvanla anılmışlardır. (Muhammed Emin Yıldırım, Düşünce Mektebi, Siyer Tv., 21.12.18, TDV, İslâm Ansiklopedisi)

“BEDİÜZZAMAN’ LÂKABI BENİM DEĞİL, RİSALE-İ NUR’UN MANEVÎ BİR İSMİDİR...”

Nitekim “Sen imzanı bazen “Bediüzzaman” yazıyorsun. Lakap medhi (övülmeyi) imâ eder” sualine Said Nursî cevabında; “Medih için değildir. Kusurlarımı, sened-i özrümü, mâzeretimi bu ünvan ile ibraz ediyorum. Zira bedi’, garip demektir. Benim ahlâkım, suretim gibi ve üslub-u beyânım, elbisem gibi gariptir, muhaliftir. Görenekle revaçta olan muhâkemat ve esâlibi, [muhakemeleri ve üslupları] benim uslûp ve muhakematımla mikyas ve mihenk itibar yapmamayı bu ünvanın lisân-ı haliyle rica ediyorum. Hem de muradım, ‘bedi’, acîp demektir. ‘Ömrümün hakkı için, nedense bütün acâiplikler beni buluyor. Sanki acâibin gözünde dahi ben bir acîbeyim!’ ifadesine masadak oldum. Bir misâli budur: Bir senedir İstanbul’a geldim, yüz senenin inkılabatını (inkılaplarını) gördüm” beyânıyla “Bediüzzaman” ünvânını “garibüzzaman / zamanın garibi” anlamında kabul ettiğini ifâde eder. (Eski Said Dönemi Eserleri, Hutbe-i Şamiye, Reddü´l Evham, 108)

Bunun içindir ki Said Nursî, “Münâzarât” isimli eserinde “İstibdadın Garibüzzamanı, Meşrutiyetin Bediüzzamanı, şimdikinin de Bid’atüzzamanı” imzasıyla bu manayı teyid eder.

Ve “Hem şimdi anlıyorum ki, eskiden beri benim liyâkatim olmadığı halde bana verilen ‘Bediüzzaman’ lâkâbı, benim değildi, belki Risale-i Nur’un manevî bir ismi idi. Zâhir bir tercümânına âriyeten (ödünç olarak) ve emâneten takılmış. Şimdi o emânet isim, hakîki sahibine iâde edilmiş” beyânıyla bu ünvanı Kur’ân tefsiri Nur Risalelerine verir. (Mektubat 644, Sikke-i Tasdîk-i Gaybî Yedinci Remiz, 118, Tarihçe-i Hayat 68, Divân-ı Harb-i Örfî 56)

“BEDİÜZZAMAN” ÜNVANI İLİM DÜNYASINDA TAKDİR EDİLİR

Sonuçta, Bediüzzaman’ın ülkemizin, İslâm dünyasının ve topyekûn insanlığın manevî bunalım ve problemlerine, demokratikleşmeden adâlete, insan haklarından hak ve hürriyetlerin teminine, anarşi ve terörle mücadeleden........

© Yeni Asya