İktidarın muhalefetsizleştirme operasyonu
“Araçsallaştırılmış yargı”yla muhalefete müdahale dış dünyada da tartışılıyor. O denli ki “Türkiye’nin demokrasiden cayıp otoriterlikten yana rotasını çizdiği” tesbitleri yapılıyor.
Demokratik mahfillerce demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklara saygı ekseninde muhalefetin korkusuzca faaliyet göstermesi, siyasî sürece eşit şartlarda katılımın demokratik sistemin temel unsuru olduğu” vurgulanıyor.
Zira demokrasi, serbest ve âdil seçimleri ortadan kaldırmakla “tek adam rejimi”nin tahkimine, Cumhurbaşkanı’nın dördüncü kez adaylığına antidemokratik ortam oluşturuluyor.
Öncelikle “butlan”ın Avrupa Birliği (AB) demokrasi standartlarıyla bağdaşmadığını belirten Hıristiyan Demokrat Partili Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un “Demokratik rekabet siyasette yürütülür, mahkemelerde değil” uyarısı bunların başında geliyor.
Keza AB mahfillerinden “Demokratik meşruiyet sandıkta vatandaşların irâdesiyle oluşur. Canlı bir demokrasiye, bağımsız kurumlara, muhalefetin siyasî baskı olmadan çalışabilmesine dayanır. Türkiye’deki bu oldubitti, yargının bağımsızlığıyla ilgili ciddi sorular sorduruyor!” tepkileri dikkat çekici. (gazeteler, 27.5.26)
Ancak en çarpıcısı, Alman Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Türkiye raportörü Max Lucks’un “AB ülkelerinin ‘tek kişilik hükûmet”e ciddi bir yaptırımda bulunmamakla Saray iktidarının ‘otoriterlik’te cüretlendirdiğinden yakınması. AB’nin hukuk devletiyle bağdaşmayan demokrasi dışı tepeden inmeciliğe cesaret verip “ayağına kurşun sıkması”ndan hayıflanması.
Bu arada İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün, “otoriter iktidarın siyasî muhalefeti devre dışı bırakmakla Türkiye’nin demokratik işleyişini ağır biçimde zayıflattığı” eleştirisi kayda değer.
Ve “hukukî ve idarî süreçlerin muhalefet partilerini, siyasetçileri sindirmek, siyasî rekabeti ortadan kaldırmak amacıyla kullanılmaması” uyarısında bulunan AB Dış İlişkiler Servisi’nin, “muhalefete suçlamaların, dayatılan gözaltıların,........
