menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şaka gibi Nisan

8 0
07.04.2026

1 Nisan’da eskiden yapılan şakalar ve dozları konuşulurken, bu yıl yapılan zamlarla kendinden söz ettirdi. Zamlar tek tek değil; gün gün, adım adım geldi. İnsanlar birine alışamadan, diğeri kapıyı çaldı.

Bir sabah doğalgaz… Ertesi gün benzin… Ardından vergi artışları… Ve yetmezmiş gibi trafik cezaları… Sanki hayatın her alanına ince ince işlenmiş bir artış düzeniyle karşı karşıyayız. Bu durum artık bir ekonomik gelişmeden çok, günlük hayatın rutini hâline geldi. Haber bültenlerinde zam haberleri sıradanlaştı; oysa insanların hayatında açtığı gedik hiç de sıradan değil.

Doğalgaz faturası artık her evde sadece ısınmayı değil, iç huzurunu da etkiliyor. Kombiyi biraz daha az yakmak bir tercih değil, zorunluluk oldu. Ancak az yakıldığında hastalıklar baş gösteriyor. Hastalanınca da ilaç fiyatları ve hastane masrafları cep yakıyor. Vatandaş, “hastalansak mı, tasarruf mu etsek?” ikileminde kalıyor.

Benzin fiyatları ise herkesi etkileyen bir zam türü. Taşıma maliyetleri artınca raflardaki ürünlerin fiyatı da doğal olarak yükseliyor. İnsanlar, toplu taşıma ücretlerinin yüksekliği nedeniyle neredeyse hiçbir yere gidemez hâle geldi. Şahsi aracı olanlar içinse kontak anahtarı adeta bir maliyet sembolüne dönüştü.

Vergiler; gelirden, harcamadan, hatta neredeyse nefes alır gibi yaptığımız her eylemden bir pay alıyor. Ve trafik cezaları… Elbette düzen ve disiplin gerekir. Ancak cezanın caydırıcılığı ile vatandaşın omzuna binen yük arasındaki denge, her geçen gün daha fazla tartışılır hâle geliyor. Yüksek meblağlar sürücüleri yıldırmış durumda. Bu artık bir önlemden çok, bir gelir kapısı gibi görülüyor. Trafik cezası yazılmayan araç ya da sürücü kaldı mı ülkemizde?

Mesele zam yapmak değil; o zamların bir hayatı nasıl etkilediğini görebilmek… İnsanların neyi kısmak zorunda kaldığını, hangi ihtiyaçlarını ertelediğini, hangi hayallerinden vazgeçtiğini anlayabilmek… İronik olan ne biliyor musunuz? Bu kadar zam, bu kadar yük ve bu kadar sıkışmışlığa rağmen hâlâ “sabır” tavsiye edenler var. Oysa sabır, imkânı olanın lüksüdür; geçim derdindeki için değil. Zamlar yapılırken vatandaşın cüzdanı değil, “nasıl olsa tepki yok, sessizlik hâkim” düşüncesi baz alınıyor.

Bu suskunluk bir rızanın sonucu değil; sadece söylenecek sözün artık fayda etmeyeceğine inanılması. Tabii anlayana…


© Yeni Ankara