“Türkiye’yi uyarıyoruz” Nereden ve kim adına?
Siyasette kullanılan her kavram, yalnızca bir anlam değil, aynı zamanda bir konum da üretir. Bu nedenle bazı ifadeler, taşıdıkları içerikten çok, kurdukları mesafeyle dikkat çeker. “Türkiye’yi uyarıyoruz” cümlesi de tam olarak böyle bir ifadedir. İlk bakışta bir dış politika eleştirisi gibi okunabilecek bu söz, daha yakından incelendiğinde, eleştirinin ötesinde bir özne–nesne ayrımı kurar ve bu ayrımın kendisi başlı başına siyasidir.
Çünkü burada asıl mesele uyarının içeriği değil; “Türkiye”nin bu cümlede nasıl konumlandırıldığıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olan bir siyasetçi konuşurken, normal şartlarda Türkiye’nin içinden konuşur. Eleştirir, itiraz eder, alternatif sunar; ama tüm bunları, “Türkiye” dediği şeyin parçası olarak yapar. “Türkiye” bu durumda hem özne hem de çerçevedir. Ancak “Türkiye’yi uyarıyoruz” denildiği anda, dilsel bir kırılma yaşanır. Konuşan özne, kendisini “Türkiye”nin içine değil, karşısına yerleştirir. Türkiye, artık “biz” değil; “uyarılan” bir nesne hâline gelir.
Bu ayrım basit bir dil sürçmesi değildir. Aksine, oldukça bilinçli ve güçlü bir siyasal konumlanmaya işaret eder.
Burada durup düşünmek gerekir:
Bir milletvekili, Türkiye’yi uyarıyorsa, kendisi nerededir?
Bu sorunun cevabı, hukuki değil; kavramsal ve siyasal bir cevaptır. Çünkü TBMM üyeliği, tanımı gereği Türkiye adına konuşma yetkisini içerir. Milletvekili, Türkiye’yi eleştirebilir; ama bunu, Türkiye’nin içinden yapar. “Türkiye yanlış yapıyor” demekle, “Türkiye’yi uyarıyoruz” demek arasında ince ama hayati bir fark vardır. İlki, içsel bir muhasebeyi........
