menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hangisi daha tehlikeli?

13 0
19.03.2026

Dünya bugün kritik bir sorunun eşiğinde: Gerçek tehlike kim?

Orta Doğu’da gerilim artık açık bir çatışma ortamına dönüşmüş durumda. Amerika, İsrail ve İran arasında yaşanan gelişmeler yalnızca bölgeyi değil, tüm dünyayı etkiliyor. İsrail’in saldırıları ve bölgede süregelen çatışma hali, ateşin giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.

Amerika, İran’ı nükleer başlık üretme potansiyeli nedeniyle tehdit olarak gösteriyor. Ancak sahadaki gelişmeler farklı bir tabloyu da gündeme getiriyor: İran’ın doğrudan başka ülkelere yönelik saldırı gerçekleştirmediği ifade edilirken; İsrail’in Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a uzanan operasyonlarıyla bölgede aktif olduğu görülüyor. Nükleer silah tartışmaları da bu noktada çifte standart iddialarını beraberinde getiriyor. Tehlikeyi başkalarında işaret eden ülkelerin kendi envanterlerinde de nükleer kapasite bulunduğu sıkça dile getiriliyor.

Son gelişmeler, küresel güç dengesini yeniden sorgulatıyor. Amerika’nın İran’a yönelik müdahalesi sürecinde, iş birliği içinde olduğu ülkelerdeki bazı üslerin yeterince korunamadığı yönünde değerlendirmeler yapılırken; İran’ın operasyonlarını büyük ölçüde engelle karşılaşmadan sürdürdüğü ifade ediliyor. Bu tablo, ülkelerin kendi savunma kapasitelerini güçlendirmelerinin ve dışa bağımlılığı azaltmalarının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

İran, yaklaşık 20 güne yaklaşan çatışma sürecinde, “süper güç” olarak tanımlanan aktörlere karşı direnç göstererek kendi kapasitesini ortaya koyduğunu iddia ediyor. Bu durum, diğer ülkeler açısından da dikkat çekici bir örnek olarak değerlendiriliyor. Kendi savunma mekanizmalarını oluşturmanın ve dış güçlere bağımlı kalmamanın ne denli önemli olduğu daha net anlaşılır hale geliyor. Görünen tabloya göre, her ülke kendi kapasitesini güçlendirmek zorundadır.

Şimdi soralım: Ortadoğu için gerçek tehlike kim?

Uluslararası kamuoyunda farklı değerlendirmeler bulunsa da, birçok kesim için bu sorunun yanıtı nettir.

Türkiye’de ise farklı bir tablo dikkat çekmektedir. Bölgemizde bu denli kritik gelişmeler yaşanırken, kenetlenmesi gereken TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin gündeminin farklı başlıklara kaydığı görülmektedir. Yaklaşan riskleri doğru okuyup uzun vadeli politikalar üretmek yerine, günübirlik tartışmalarla vakit kaybedilmesi, kamuoyunda endişe verici bir durum olarak değerlendirilmektedir.


© Yeni Ankara