Kalanlar, gidenler; eskiler, yeniler
Kalanlar, gidenler; eskiler, yeniler
Bir yılan hikâyesinin sonu göründü gibi.
Hakkında birçok yolsuzluk ve irtikap suçlamalarıyla hapiste yatan bir zâtın siyâset sâhasındaki gladyatörleri sonunda ahlâk ve hukuk dışı yollarla ele geçirdikleri siyâsî teşekkülden ayrılabildiler ve yeni bir güruh oluşturarak yollarına devâm etmeye giriştiler. Böylece ülkenin ve milletin yüz yılına damga (yumruk da denilebilirdi) vurmuş bir siyâsî teşekkülün bitişine de şâhit oluyoruz gâlibâ. Şimdi kalanlar ve gidenler arasında bir mîras kavgası seyredeceğiz: “Atatürk benim, yok hayır benim!” Kavga şimdiden başladı. Yeni gürûhun lideri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1920’de açılış günlerine gönderme yaparak ve Mustafa Kemal’e öykünerek Hacı Bayram Câmii’nde cuma namazı kılmış, namaz sonrası da ilk meclis binâsına yürümüş. Eski bir vekil arkadaşı onu ömründe namaz kılarken hiç görmediğini söyledi. Ömründe namaz kılmamış adamın bu hareketi çok ilginç bulundu hakîkaten. Necip Fâzıl’ın, bu gürûhun ayrıldığı parti için “Bu bir parti değil, Türk’e dînini, dilini ve özünü (veya târihini) kaybettirmeye memur bir katliâm müessesesidir» sözünü aklımızda tutarsak şaşkınlığımızın şiddeti anlaşılır. Bu mîrâsın sâhibi olduğunu iddia eden bir “yeni” yapının vekil liderinin cuma namazı ile yola çıkmasına şaşırmamak elde değil. Bunun Türkiye’nin muhâfazakâr çoğunluğunu etkilemeye yönelik bir hareket olduğu ortadadır. Aynı zamanda da Mustafa........
