Türkçülükten Atatürk milliyetçiliğine
www.yildirimkoc.com.tr
II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) İslam birliği (Pan-İslamizm) temelinde Osmanlı Devleti’nin birliğini ve bütünlüğünü koruma çabaları başarısızlıkla sonuçlanınca ve emperyalist güçlerle işbirliği içindeki bazı etnisiteler ayaklanıp büyük toprak kayıpları yaşanınca, yeni bir arayış gündeme geldi. Çeşitli ülkelerde yaşayan ve Türk ırkından gelen halkların birleşmesiyle, diğer ülkelerin saldırılarına karşı direnebilme gücünün yaratılabileceği düşünüldü. Türkçülük, Turancılık, Pan-Türkizm gibi tanımlanabilecek anlayışlar geliştirildi. Ancak bu girişimler de Osmanlı Devleti’ni ayakta tutamadı. 1923 yılında Cumhuriyet’in kurulması sonrasında, Turancılık veya ırka dayalı Türkçülükten çok farklı bir milliyetçilik anlayışı olan Atatürk milliyetçiliği anlayışı hakim kılındı. Türkiye’nin birliği ve dış politikası açısından önemli sakıncalarının olduğu düşünülen ırka dayalı Türkçülük anlayışı büyük ölçüde engellendi.
Türk tarihine ilişkin çalışmalar ayrı, Türkçülüğün bir devlet politikası haline getirilmesi ayrı bir süreçtir.
Macarlar, kendi köklerini araştırırken Türk soyunun tarihine ilişkin önemli çalışmalar yaptılar. Türk dili ve tarihi konusunda Osmanlı Devleti ve diğer ülkelerde yapılan önemli çalışmalar, Yusuf Akçura’nın 1928 yılında Türk Ocakları’nın desteğiyle yayımlanan Türk Yılı kitabında (s.287-455) özetlendi. Bu çalışma daha sonra çeşitli kereler ayrı kitap olarak basıldı (Örneğin, Yusuf Akçura, Türkçülüğün Tarihi, Kaynak Yay., İstanbul, 1998).
Türklerin tarihine ilişkin çalışmalardan, Türkçülüğün veya Türk ırkından olanların birleştirilmesinin bir devlet politikası haline geçilmesi doğrultusunda ilk önemli girişim, Yusuf Akçura’nın ilk kez 1904 yılında yayımlanan Üç Tarz-ı Siyaset broşürüdür.
Yusuf Akçura, bu çalışmasında, ırka dayalı Türk birlikteliğinin yararlarını, 1904 yılında şöyle anlatıyordu:
“Irk üzerine müstenit (dayanan,YK) bir Türk siyasî milliyeti husule (meydana,YK) getirmek fikri pek yenidir. Gerek şimdiye kadar Osmanlı devletinde, gerekse gelip geçen diğer Türk devletlerinin hiç birisinde bu fikrin mevcut olduğunu zannetmiyorum. (…)
“Tanzimat ve Genç Osmanlılık hareketlerinde de, Türkleri birleştirmek fikrinin varlığına dair hiçbir belirtiye rastgelmedim. (…) Şu muhakkak ki, son zamanlarda İstanbul’da Türk milliyeti arzu eden bir mahfel (topluluk,YK), siyasî olmaktan ziyade ilmî bir mahfel teşekkül etti.
“Bu mahfelin teşekkülünde, Osmanlılarla Almanların münasebetinin artmasının, Alman lisanını ve bahusus Almanların tarih ve lisan ilimleri hakkındaki tetkikatını Türk gençlerinin bilir olmasının hayli tesiri olmuştur sanıyorum.” (Akçura, Yusuf, Üç Tarz-ı Siyaset, Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara, 1976;23)
“Türk birliği siyasetindeki faydalara gelince, Osmanlı ülkelerindeki Türkler hem dinî, hem ırkî bağlar ile pek sıkı, yalnız dinî olmaktan sıkı birleşecek ve esasen Türk olmadığı halde bir dereceye kadar Türkleşmiş sair müslim unsurlar daha ziyade Türklüğü benimseyecek ve henüz biç benimsememiş unsurlar da Türkleştirilebilecekti.
“Lâkin asıl büyük fayda; dilleri, ırkları, âdetleri ve hatta ekseriyetinin dinleri bile bir olan ve Asya kıtasının büyük bir kısmiyle Avrupa’nın şarkına yayılmış bulunan Türklerin birleşmesine ve böylece diğer büyük milliyetler arasında varlığını muhafaza edebilecek büyük bir siyasî milliyet teşkil eylemelerine hizmet edilecek ve işbu büyük toplulukta Türk toplumlarının en güçlü ve en medenileşmişi olduğu için Osmanlı Devleti en mühim rolü oynayacaktı. Son vakaların fikre getirdiği uzakça bir istikbalde, meydana gelecek beyazlar ve sarılar âlemi arasında bir Türklük cihanı husule gelecek ve bu orta dünyada Osmanlı Devleti, şimdi Japonya’nın sarılar âleminde yapmak istediği vazifeyi üzerine alacaktı.
“Türkleri birleştirmek politikasının tatbikindeki dâhilî müşkülât İslâm siyasetine nazaran ziyadedir. Hernekadar, garkın tesiriyle Türkler arasında milliyet fikirleri girmeye başlamış ise de (…) bu vaka henüz pek yenidir. Türklük........
