Kadro’ya göre emperyalist ülkelerin işçi sınıfları sömürücülerin ortağı
Yıldırım Koç yazdı…
www.yildirimkoc.com.tr
Günümüzde bile kendisini “sosyalist” olarak nitelendirenlerin çok büyük bölümü, son 150 yıldır dünyada yaşanan gerçeklere gözlerini kapayarak, “bütün ülkelerin işçilerinin birleşeceği” beklentisi içindedir. Halbuki, Marks ve Engels’in daha 1858 yılında tespit ettikleri gibi, gelişmiş kapitalist ülkelerin işçi sınıfları (yalnızca işçi aristokratları değil, sınıfın bütünü) başka ülkelerin sömürülmesinden aktarılan ekonomik artığın bir bölümünden yararlanmaktadır. Böylece hem çalışma ve yaşama koşulları iyileşmiştir, hem de siyasal, demokratik ve sendikal hak ve özgürlüklere kavuşmuşlardır. Sömürgelerin ve yarı-sömürgelerin sömürülmesi, gelişmiş kapitalist ülkelerin işçi sınıflarını, kapitalizmin mezar kazıcıları olmaktan çıkartmış, onları emperyalizmin ve kapitalizmin destekçileri ve işbirlikçileri haline getirmiştir.
Şevket Süreyya ve diğer Kadrocuların bu olguyu doğru bir biçimde tespit ettikleri görülmektedir. Diğer bir deyişle, “enternasyonalizm” veya sorunların çözülebilmesi için başka ülkelerin işçi sınıflarıyla kader ve mücadele birliği yapılması gibi bir anlayışları yoktu. Tam tersine, çok gerçekçi bir biçimde, enternasyonalist değil, milliyetçiydiler. Bu nedenle de, Sovyetler Birliği’ne bağlı ve bağımlı eski TKP’nin “enternasyonalizm” adına Sovyetler Birliği’nin dış politikasının bir aleti olmasına karşıydılar.
Bu durum tespitinin siyaset alanına yansıması, dünyada baş çelişkinin, emek – sermaye çelişkisi yerine, emperyalist ülkelerle sömürge ve yarı-sömürge ülkeler arasındaki çelişki olduğudur. Kadroculara göre, sömürge ve yarı-sömürge ülkelerin halkları emperyalist devletlerin sömürüsü nedeniyle geri bıraktırılmaktadır. Bu nedenle de işçi sınıfları da gelişmemektedir.
Bu görüşler, M.N.Roy ve Sultan Galiyev gibi komünistlerin görüşleriyle büyük ölçüde örtüşüyordu.
Kadroculara göre, bu koşullarda yapılması gereken, anti-emperyalist mücadeleyi devlet sosyalizmi, halkçılık ve planlı ekonomi temelinde geliştirmektir. Sovyetler Birliği’nin varlığı ve artan ekonomik gücü, bu süreçte yardımcı olacaktır. Bu konuda Türkiye’nin Kemalist Devrim’i, diğer ülkelere yol gösterecek bir örnektir.
Bu kavrayış, Şevket Süreyya’nın 1932 yılında yayımlanan İnkılâp ve Kadro kitabında açıkça ifade edilmektedir:
“Yüz milyonlarcalık sömürge ve yarı sömürge halkının, tam yüz elli yıldan beri Sanayici ülkeler tarafından aralıksız devam eden........© Veryansın TV
