Vatana ihanet nedir, nasıl ihanet edilir?
Muharrem Karanfilci yazdı…
Bir milletin hafızası bazen bir kitapta, bazen bir bayrakta, bazen de bir marşta saklıdır. Bizim için bu hafızanın en yoğun, en damıtılmış hâli İstiklal Marşı’dır. Sadece bir şiir değildir o; bir varoluş beyanıdır. Yazarı Mehmet Akif Ersoy, onu kaleme alırken bir edebiyat metni değil, bir milletin yeminini yazmıştır.
Peki, bir yeminin dili değiştirilebilir mi?
Karaman’da İstiklal Marşı’nın Arapça okunması, basit bir “tercih” ya da “kültürel zenginlik” tartışmasının çok ötesinde bir kırılmaya ve önemsizleştirmeye çanak tutmaktır. Çünkü mesele dil değil, aidiyettir. Mesele tercüme değil, temsildir.
İstiklal Marşı, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin içinden doğmuştur. Onun her mısrası, Türk Kurtuluş Savaşı’nın barut kokusunu taşır. “Korkma!” diye başlayan bir metni kendi tarihsel bağlamından koparıp başka bir dilin kalıbına döktüğünüzde, sadece kelimeleri değil, ruhu da yerinden edersiniz. Bu, bir çeviri faaliyeti değil; bir anlam kaydırmasıdır.
Kaldı ki bunun Karaman ilinde gerçekleşmesi de manidardır. Zira 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey, beylik sınırları içerisinde Türkçeyi resmî dil ilan etmiştir. Moğol istilasına karşı Türkçeyi koruyarak kültürümüze büyük katkıda bulunmuştur. O günden bugüne de 13 Mayıs, “Türk Dil Bayramı” olarak kutlanmaktadır. İstiklal Marşı’nın kabul gününde Karaman’da Arapça okutulması, hedef seçildiği anlamını taşımaktadır.
Hangi ülkenin millî marşı olursa olsun, insanlar saygı göstermek zorundadır. Bu, evrensel etik bir değerdir. Bunun farklı dillere çevrilmesi ve okunması saygısızlıktır. Anayasamızın 3. maddesi şöyledir: “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.” İstiklal Marşı’nı Arapçaya çevirerek Arapça okunmasına cüret eden herkes, anayasa nezdinde suç işlemiştir.
Şimdi soralım: Vatana ihanet nedir?
Vatana ihanet, sadece sınırları düşmana açmak değildir. Bazen daha sessiz, daha görünmez bir biçimde gerçekleşir. Bir milletin ortak değerlerini aşındırmak, sembollerini anlamsızlaştırmak, hafızasını bulanıklaştırmak da bir ihanet biçimi olabilir. Çünkü bir ülke, sadece toprakla değil; o toprağın üzerinde kurulan anlam dünyasıyla ayakta kalır.
Bugün “Arapça okunsa ne olur?” diye soranlar, yarın “Başka bir dilde söylense ne fark eder?” diyecektir. Sonra bir gün, o marşın neden var olduğunu sorgulayan bir nesil ortaya çıkacaktır. İşte ihanet, tam da bu zincirin ilk halkasında başlar: önemsizleştirmek…
İstiklal Marşı’nın dili Türkçedir; çünkü o, Türk milletinin kendi sesiyle haykırdığı bir bağımsızlık manifestosudur. Onu başka bir dilde okumak, evrenselleştirmek değil; yerinden etmektir. “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen, Mehmet Akif Ersoy, bağımsızlığın ne kadar değerli olduğunu vurgularken, Arapça okutulması affedilecek bir durum değildir.
Üstelik Arapça okunmasını tertipleyenler, aziz Türk milletinin ödediği vergiler sayesinde maaşlarını almaktadır. Bu eylemlerde bulunanlar, vatandaşlıktan çıkarma da dâhil olmak üzere, her türlü ceza ele alınmalıdır.
Bu noktada meseleye bir de şu açıdan bakmak gerekir: Eğer bir millet, kendi en temel sembollerini bile olduğu gibi koruyamıyorsa, geriye ne kalır? Bayrak mı değişecek sırada? Sınırlar mı tartışmaya açılacak?
İhanet, çoğu zaman büyük bir gürültüyle gelmez. Küçük tavizlerle, “Ne var bunda?” sorularıyla, alıştıra alıştıra gelir. Ve en tehlikelisi de budur: fark edilmeden gerçekleşen ihanet…
O yüzden mesele Karaman değildir. Mesele, bir milletin kendi kimliğine ne kadar sahip çıktığıdır.
O hâlde şu soruyu sormak elzemdir:
Bir millet, kendi marşını bile kendi diliyle söyleyemeyecek hâle gelirse… Gerçek ihanet o zaman mı başlamış olur, yoksa çoktan tamamlanmış mı olur?
Ne olursa olsun; kardeşin kalleşi, kalleşin de kardeşi olmaz. Mevzu vatansa gerisi teferruat olmalıdır.
