menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TALUT VE CALUT KISSASI IŞIĞINDA AMERİKA VE İRAN SAVAŞINI OKUMAK!

253 0
friday

Bugün Amerika ve İsrail ile İran savaşına baktığımızda binlerce yıl önce yaşanmış bir hadisenin yeniden yaşandığına şahit oluyoruz. Bahsettiğimiz bu olay Kur’an-ı Kerim’de geçen Talut ve Calut kıssasıdır.*

Calut, İsrailoğullarına zulmeden, kibirli ve güçlü bir hükümdardı. Büyük ordulara, donanımlı askerlere ve üstün savaş gücüne sahipti. Buna karşılık Talut ise fiziki olarak zayıf, ordusu da sayıca az ve imkân bakımından çok yetersizdi.

Talut, İsrailoğullarına yaşatılan zulme son vermek için Calut’a karşı mücadeleye girişti. Ancak bu mücadelede yıllardır Calut tarafından zulme uğrayan İsrailoğulları tek güç birliği oluşturarak Talut’un yanında yer almadılar.

Malını kaybetmekten korkanlar, açlık endişesi taşıyanlar ve zalim Calut’un gücünden korkanlar geri durdular. Talut’un yanında sadece 313 kişi yer aldı. **

Bu kişilerin arasında zayıf ve güçsüz olan Davut isminde bir genç vardır.

Hz.Davut (as) fiziksel olarak zayıf olmasına rağmen büyük bir cesaret örneği göstererek Calut’a meydan okudu. Elinde bulunan basit bir sapanla Calut’u alnının ortasından vurdu. Öncelikle Calut’un gözleri kör oldu. Sonra Calut güçten düşerek bir anda yere yığıldı.

Calut’un yere yığıldığını gören o devasa ordu bir anda paniğe kapıldı ve Talut’un karşısında daha fazla dayanamayıp yenilgiye uğradı.

Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere siyer kitaplarında anlatılan bu hadise bize maddi gücün her zaman belirleyici bir güç olmadığını, inanç ve kararlılığın daha önemli bir güç olduğunu göstermektedir.

Binlerce yıl önce İsrailoğullarına yapılan bu zulüm bugün İsrailoğulları tarafından İran halkına yaşatılmaktadır.

İsrail, “Bir damla petrol bir damla kandan daha hayırlıdır” (Winston Churchill) diyen emperyalist güçleri arkasına alarak Gazze, Lübnan ve İran’a saldırmaktadır.

Bu saldırılar karşısında Talut gibi zalim güçlerle mücadele eden İran öncelikle Calut’un gözleri olan emperyalist güçlerin radar sistemlerini yok etmektedir.

İran bu radar sistemlerini yok ederken Şii ve Sünni tartışmasını alevlendirmeye çalışanlar varlıklarını göstermeye başladılar.

Neymiş; “İran Şii bir devletmiş, Şiiler, Sünnilerin düşmanıdır. Şii’ler Müslüman değildir. Şiiler zalimdirler”

Bunu dile getirerek mezhepçilik tefrikasına kapılarak Müslüman halkı birbirine vurdurmaya çalışan gafillere şunu söylemek isterim:

Öncelikle İran Şii bir devlet olabilir. Bu onların zalim veya kafir olduğu anlamına gelmez.

Geçmişte yapmış oldukları hatalar onların her durumda zalim olduğu anlamına da gelmez.

İran’ın Şii olması, Gazze’yi yok eden, çoluk çocuk demeden bütün Müslümanları katlederek, Gazze’de soykırım uygulayan İsrail ve Amerika’ya destek vermemize bir gerekçe teşkil etmez.

İran, Suriye’de zulmetmiş olabilir ancak bugün açık bir şekilde zulme uğramaktadır.

Bir damla petrol için İran halkı bombalanmaktadır.

Dün cahiliye yöneticileri tarafından diri diri toprağa gömülen kız çocukları gibi bugün emperyalist güçler tarafından İran’ın kız çocukları eğitim gördükleri okullarda bombalanarak bedenleri paramparça edilmektedir.

Bu zulüm karşısında bizim Şii, Sünni ayrımı yaparak İsrail ve Amerika’dan yana taraf almamızın ne dinimizde ne de vicdanda yeri yoktur.

Dinimiz insanlara kimliklerine, renklerine, dillerine ve hatta dinlerine göre değil adalet anlayışıyla yaklaşır.

İman, görünen bir zulme karşı tavır almayı emreder.

Peygamber Efendimiz (as) “Bir haksızlık karşısında sessiz kalmayı ya da kalben bile olsa zalimden yana yer almayı imanın eksikliği olarak değerlendirir.”***

İnsan, doğruyu savunmakla yükümlüdür.

Müslümanlar arasında görüş ayrılıkları olabilir. Ancak bu ihtilaflar, açık bir zulmün karşısında zalimin yanında yer almayı meşru kılmaz.

Zulme uğrayan bir topluluğa yaklaşırken onların mezhebi, dini ya da etnik kimliğine bakılmamalı.

 Zulmün karşısında durmak, kimden gelirse gelsin adaleti savunmak ve insan onurunu her şeyin üzerinde tutmak, hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluktur.

Bu perspektiften Amerika ve İsrail’in, İran’a yaptığı saldırılara bakmalı. Ve mezhepçilik hastalığına düşmeden zulme uğrayan İran halkına destek verilmelidir.

*Kur’an-ı Kerim Bakara Süresi 246-251. Ayetler

**Peygamberler Tarihi-M.Asım KÖKSAL-Diyanet Vakfı Yayınları

***İmam Müslim-İman-78


© Van Havadis