menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alışmanın Kıyısında

13 0
09.04.2026

Bir şey ne zaman “normal” olur?

Sık tekrarlandığında mı, yoksa kimse itiraz etmediğinde mi?

İlk karşılaşmada içimize dokunan, içimizi sızlatan şeyler vardı bir zamanlar.

Suskun bırakılan doğrular…

Üstü örtülen yaralar…

Gözden kaçan yaşamlar, sessiz kalan çığlıklar…

Bir kadının hayatının yarım bırakılması,bir insanın bu kadar kolay can alabilir hâle gelmesi,bir başkasının açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmesi…

Bir haber satırında karşımıza çıkan intiharlar…

Cümlelere sığdırılamayacak kadar fazlası…

Bir zamanlar yüreğimizi sarsan şeylerdi bunlar.

Haftalarca gündemde kalır, üzerine saatlerce düşünürdük.

Şimdi ise yirmi saniyelik ekran süresine sığdırılıyor.

Zaman mı dönüştürdü bizi, yoksa biz mi zamana teslim olduk?

Büyüdükçe mi sıradanlaştı her şey, yoksa içimizde bir yer mi yavaş yavaş sustu?

Tekrarlanan her yanlış, görmezden gelinen her eksik,zamanla kaçınılmaz bir kabullenişe dönüştü.

Bir şeylerin değişmeyeceğine dair inanç,önce insanın sesini kısar, sonra tamamen susturur.

Ve en sonunda, bakmayı bilen gözleri bile göremez hâle getirir.

Bir süre sonra tepkisiz kalmayı öğrenir olduk.

Çünkü bizde her tepki bir yorgunluk getirir, her itiraz bir bedel ister.

İşte tam da bu yüzden, duyarsızlık çoğu zaman bir tercih değil;

yavaş yavaş kabul edilen bir savunma biçimidir.

Ama burada durup düşünmek gerekir:

Bizi susturan şey yorgunluk mu,

yoksa sonuçsuz kalacağına inandığımız mücadeleler mi?

İçimizdeki suskunluk, dışarıda toplumsal bir sessizliğe dönüşür.

Ve eğer bir toplumda yanlışlar karşılıksız kalıyorsa, orada zamanla iki şey büyür: alışkanlık ve çaresizlik.Alışkanlık, yanlışları görünmez kılar. Çaresizlik ise insanı kendi vicdanına bile yabancılaştırır.

Ve en tehlikelisi şudur:

İnsan bir noktadan sonra rahatsız olmamaya başlar.

Kadın cinayetleri bir istatistiğe, açlık sınırı bir rakama, intiharlar kısa bir habere,hatta idam tartışmaları bile gündelik bir konuşmaya dönüşür.Çünkü rahatsızlık hissetmek, harekete geçmeyi gerektirir.

Harekete geçmek ise sorumluluğu.

Belki de bu yüzden, “normal” dediğimiz şeylerin çoğu, aslında uzun süre sorgulanmamış yanlışlardan ibarettir. Şimdi içimizde büyüyen soruların adını koyma vakti:Biz mi alıştık? Yoksa susmanın daha kolay olduğu bir düzende, alışmak zorunda mı bırakıldık? Cevap neye varırsa varsın, hakikat aynı yerde kalır:

İnsan, alıştığı şeylere dönüşür.

Ve eğer biz yanlışlara alışıyorsak, o yanlışların içinde kaybolmak kaçınılmazdır.Çünkü her susuş, karanlığa yazılmış bir onaydır, her kabulleniş, vicdana indirilen ağır bir darbedir.

Ve asıl kayıp tam da burada başlar:

İnsan yanlışlara değil…

yanlışsız bir ihtimale yabancılaşır.


© Van Havadis