CHICAGO FUARI’NDA OSMANLI: BİR TEMSİLİN BAŞARISIZLIĞI MI, BİR ALGININ ZAFERİ Mİ?
1893 yazında Chicago'da dünyanın en büyük fuarı açıldı... "Beyaz Şehir" dediler ona. Göl kıyısında parlayan neoklasik yapılar, gece yanıp sönen elektrik ışıkları, Frederick Jackson Turner'ın o meşhur sınır tezini sunduğu konferans salonları... Amerika bu fuarla modernliğini dünyaya ilan ediyordu!
Bu gösteriye Osmanlı İmparatorluğu da dahil oldu ve o gün, pek çok Amerikalılar Osmanlı kültürüyle ilk kez doğrudan yüz yüze geldiler. Ama gördükleri, aslında Osmanlı'nın onlara göstermek istediği şey değildi...
Chicago fuarında Osmanlı'nın iki farklı yüzü vardı ve bu iki yüz, birbirinden çok farklı hikâyeler anlatıyordu. Jackson Park'ta, 'Beyaz Şehir'in ulusal pavyonları arasında resmi Türk Binası duruyordu. Topkapı Sarayı'ndaki III. Ahmed Çeşmesi'nden ilham alan bir yapıydı bu; dış duvarları Şam ustalarının oyduğu ahşapla kaplıydı. İçeride haritalar, mineral tuzlar ve on altı ayaklık bir torpido (denizde kullanılan bir silah) duruyordu. Osmanlı fabrikalarında üretilmişti bu torpido. Bununla sessiz bir şekilde ama net bir mesaj veriliyordu: Bu imparatorluk sadece halı ve kahvenin değil, endüstriyel ve askeri kapasitenin de evidir.
Fuarın panayır bölümü Midway Plaisance'ta ise bambaşka bir Osmanlı kurulmuştu. 'Türk Köyü' adını vermişlerdi buraya. Osmanlı hükümetinin özel izniyle inşa edilmiş, altmış ayaklık yaldızlı kubbesiyle bir cami yükseliyordu. Amerika topraklarında bir camide kılınan ilk Cuma namazına ev sahipliği yapıyordu bu yapı… Ziyaretçilerden namaz vakitlerinde saygıyla dışarıda beklemeleri istendi; burası bir gösteri yeri değil, bir ibadethaneydi. Çevresinde kırk standlı bir çarşı kurulmuştu. Kilimler, gümüş işleri, telkâri ve takılar sergileniyordu. Bir kafede gerçek Mocha kahvesi ikram ediliyor (Mocha kahvesinin adı aslında Yemen’deki Mokha limanından gelir. O zamanlar Yemen Osmanlı topraklarıydı.), gül suyu ve geleneksel Osmanlı ikramları sunuluyordu.
Kitleler Midway'e aktı… Zihinlerdeki 'Osmanlı' imgesi torpidoyu değil, çarşıyı seçmişti… Bu fuara Osmanlı'nın katılması tesadüf değildi. Bilinçli, ısrarlı ve pahalı bir tercihti. Sultan II. Abdülhamid, imparatorluğun ciddi bir ekonomik kriz içinde olduğu o yıllarda Chicago için kişisel hesaplarından para aktardı. Devlet hazinesi zorlanıyordu ama Amerika'daki bu büyük buluşmada Osmanlı'nın sesinin duyulması, onun için bir devlet meselesiydi. Amerika genç, geniş ve dünyaya bakışını henüz şekillendiren bir ülkeydi... Osmanlı'nın sesini tam da bu şekillenme anında duyurmak; ticaret gemilerinden eğitime, müzikten mimariye kadar her alanda Amerikan aklında bir yer kazanmak stratejik bir zorunluluk olarak görülmüştü… Torpido da bunun........
