Derdiniz var sanmayın, sonunu bekleyin!
İnsanoğlu yaratıldığından beri neşe ile keder, hüzün ile sevinç, acı ile mutluluk, birbirine tamamen zıt duygular olsalar da arkadaş gibi olmuşlardır.
Çok eskilerde insanlar derdini anlatacağı kişi ve çare bulamayınca onlara denirmiş ki: “Git derdini Marko Paşa'ya anlat!”
Tarihî rivayet odur ki; Osmanlı’da Paşa rütbesi verilmiş ilk hekim olan, Rum asıllı Marko Paşa hastalarının derdini bıkmadan usanmadan, büyük bir sabırla dinler, elinden geldiği kadarıyla çare gösterirmiş. O söz darb-ı mesel olmuş.
Zaten kimse, kimsenin yükünü çekmek, derdiyle uğraşmak ya da dinlemek istemediği bu ahir zamanda “derdini Marko Paşa'ya anlat” diyerek, bir asırdır dertlilerden kaçar oldu.
Bugünlerde sosyal medyada, haber sitelerinde dert anlatan çok olsa da dinleyen ya da gerçekten anlayan çok kalmadı gibi. Çözen mi? Onlardan zaten bahsetmiyoruz, kaldı mı ki?
İnsanın bedeni yaratılırken, toprağının 40 gün dert denizinden 1 gün de neşe denizinden yoğrulduğunu zaten biliyorsunuzdur…
Hamurumuzda gam var. Onu anlatmaya ne hacet!.. Cennetmekân Yavuz Sultan Selim Han şair Vehbi ile olan kıssasında şu beyt, bize bunu ne güzel hatırlatıyor:
“Bütün dünya benim olsa gamım gitmez nedendir bu?”
Cevabı şöyle geliyor:
“Ezelden gam turabıyla yoğrulmuş bir bedendir........
